Eskişehir'de Köprübaşı'nda bir araya gelen Umut Sen bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Umut Sen adına konuşan Beyzanur Baş şu ifadeleri kullandı;

"Bugün burada, yağmanın, talanın ve sömürünün merkezlerinden biri olan Limak Holding’in talimatıyla Esra Işık ve Başaran Aksu’nun tutuklanması üzerine buluştuk. Bir yanda maden şirketleri, holdingler ve talan projeleri; diğer yanda toprağını, emeğini ve yaşamını savunanlar var ve devletin yargısı da bugün holdinglerin safında yer aldığını bir kez daha ilan ediyor.

Esra Işık 12 gündür Limak Holding’in doğa katliamına karşı toprağını savunduğu için tutuklu.

Mehmet Türkmen, tekstil işçisinin kölelik düzenine karşı direndiği için haftalardır tutuklu.

Başaran Aksu, maden işçisinin ekmeğini, köylünün toprağını ve onurlu direnişini savunduğu için tutuklandı.

Daha birkaç saat önce Esra Işık ve Başaran Aksu’nun tutuklanmasının holdinglerin talimatıyla gerçekleştirildiğini tekrar ifade eden Bağımsız Maden İş örgütlenme uzmanı Doğukan Akan da tutuklandı.

Esra Işık, Mehmet Türkmen, Başaran Aksu ve Doğukan Akan şahsında tutsak edilmek istenen aslında emekçilerin, köylülerin direniş iradesidir. Mesele hukuk değil, sermayenin çıkarlarına dokunan herkesin susturulmak istenmesidir.

Limak Holding yıllarca AKP hükümeti tarafından adrese teslim çıkarılan ihalelerle semirtmiş, azılı bir halk düşmanıdır. Bugün Limak, İstanbul Havalimanı’ndan Çanakkale köprüsüne kadar birçok rant projesinin uygulayıcısı olarak, elde ettiği kârlarla maden, enerji ve inşaat sektörleri başta olmak üzere her alanda daha fazla sömürü ve daha fazla yıkım tesis ediyor. Limak Holding ve benzeri çeteler, kamu kaynakları peşkeş çekilerek, vergi aflarından ve teşviklerden yararlandırılarak, kanunlarla korunarak sermaye düzeninin çarkları döndürülüyor. Bu sırada ise emeğiyle geçinen milyonlarca yurttaşın gasp edilen yaşam ve geleceği için direnmek dışında bir seçeneği yok.

İşçiden çalarak servet biriktiren asalak sınıfın en önde gelen isimlerinden Limak Patronu Nihat Özdemir’in keyfi bozulmasın, holdingin kârı azalmasın diye yargı eliyle yürütülen bu operasyonlar bizi yıldırmaz. Başaran Aksu daha önce defalarca holdinglerin sömürü düzenine karşı işçi sınıfının tutuklama tehdidiyle karşılaşmış, hakkında açılan onlarca dava ve istenilen cezalarla rağmen mücadelesinden geri adım atmamıştır. O, tüm yaşamını işçi sınıfının kurtuluş mücadelesine adamış, bu mücadele içerisinde işçilerle birlikte direnmiş, birlikte dövüşmüş ve sözünü bu doğrultuda söylemiş bir sınıf militanıdır. Biliyoruz ki bu tutuklama Başaran Aksu için bir onur nişanesidir.

Öyle ki alınmayan tedbirler yüzünden işçileri madende göçük altında bırakan, patlamalarla bedenlerini paramparça eden, yangınlarla yakarak öldüren, meslek hastalıklarıyla süründüren sorumlu hiçbir patron ceza almazken, bu suçların işlenmesinde doğrudan payı olan sarı sendikacılar yargılanmazken Başaran Aksu’nun cezalandırılmak istenmesi hiçbirimiz için beklenmedik bir durum değil.

Başaran Aksu, Limak Holding ile yargı arasındaki rezil ilişkiyi teşhir ettiği için ona yöneltilen suçlama TCK 217 “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik” maddesi oldu. Tutuklanmadan önce evine baskın yapıldı, eşyalarına el konulmak istendi. Bu baskın kendisine avukat aracılığıyla iletildiğinde “ifade vermeye geliyorum” dedi. Pazartesi günü Soma Adliyesi’ne gitti, ancak teknik gerekçelerle ifadesi alınmadı. Ardından maden işçilerinin 12 Nisan’da başlayacak direnişi için Ankara’ya gitti ve döner dönmez yine adliyeye gidip “Ben buradayım” dedi. Kendi rızasıyla adliyeye giden, günlerdir savcıya ulaşmaya çalışan bir devrimciye, üstelik “Sendikal faaliyetlerimi sürdürüyorum” dediği halde “kaçma şüphesi” var diyerek tutuklama kararı verilmesi, Türkiye’de yargının holdinglerin emrinde olduğunu, bu ülkenin sermaye ve kul köle edildiğini ortaya koymuştur. Bu gerçeği ifade eden Bağımsız Maden İş sendikası örgütlenme uzmanı Doğukan Akan da aynı gerekçelerle tutuklanıyor. Bu gerçeği hep beraber ifade ediyoruz, hepimizi mi tutuklayacaksınız?

TCK 217 maddesini bir holdingin itibarını korumak için kullananlar bilsin ki, Limak Holding’e ve işçilerin kanını emen, köylüyü yerinden yurdundan eden tüm holdinglere karşı verilen tavizsiz mücadele sürecek. Ne haklı için direnen işçiler, ne de toprağını nöbet tutan köylüler; bu küresel kapitalist şirketlere ve onların yerli işbirlikçilerinin barbarlığına teslim olmayacak.

Ülkeyi yönetenler de şunu iyi bilsin ki; göz göre göre yaşanan doğa katliamlarına ve iş cinayetlerine karşı işçilerin sınıfsal öfkesini de gücünü de büyütüyoruz. Ellerinizle inşa ettiğiniz sömürü düzeninizin ve köle olmaya çalışan düzenin karşısında direneceğiz. Biz devrimci sendikacılar, siyasal örgütler ve doğa savunucuları olarak bu sermaye düzeninin ve işçi sınıfının karşısındaki çıkar ilişkilerini ve sermaye düzeninin vahşetini her yerde teşhir edeceğiz. Köylerimizde, işyerlerimizde, sokaklarda, fabrikalarda ve her yerde bu baskıların karşısında duracağız.

Başaran Aksu, Esra Işık, Doğukan Akan ve Mehmet Türkmen derhal serbest bırakılsın."