Eğitim-İş tarafından yapılan yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerde Ramazan ayı boyunca dini etkinlikler düzenleme kararına tepki gösterildi. Açıklamada söz konusu uygulamanın Anayasa’ya, Milli Eğitim Temel Kanunu’na, eğitim bilimine ve Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu savunuldu.
Eğitim-İş açıklamasında, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerinde Ramazan Ayı boyunca dini etkinlikler düzenleme kararı, açıkça Anayasaya, Milli Eğitim Temel Kanuna, Eğitim Bilimine ve Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır.” ifadelerine yer verildi.
Anayasa’nın başlangıç metnine atıfta bulunulan açıklamada, bireyin maddi ve manevi varlığının dokunulmaz olduğu belirtilerek, “Devlet hiçbir şekilde bireyin manevi varlığına müdahale edemez.” denildi. Açıklamada, Anayasa’nın 24. maddesindeki “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” hükmü ile 42. maddesindeki eğitim-öğretimin Atatürk ilkeleri doğrultusunda ve çağdaş bilim esaslarına göre yapılacağına dair düzenleme hatırlatıldı.
ANAYASA VE ÇOCUK HAKLARI VURGUSU
Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan ayı boyunca yapılmasını istediği etkinlikleri “emir ve telkin” şeklinde duyurmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savundu. Açıklamada Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine de atıf yapılarak, çocukların ailelerinin inançları nedeniyle ayrımcılığa uğramaması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, “Çoğunluğun dini pratiğini ‘birleştirici değer’ olarak sunmak, farklı olanı görünmez kılma riski taşır. Bu pedagojik açıdan etiketleme ve dışlanma zeminidir.” ifadeleri kullanıldı. Devlet okulunun kimseyi baskılayan ya da ayrıştıran bir alan olamayacağı belirtildi.
Etkinlikler kapsamında aile katılımı, gözlem formları ve raporlama süreçlerinin de sorunlu olduğu ileri sürülen açıklamada, eğitim sisteminin çocukların ya da ailelerin dini pratiklerini ölçen bir mekanizma olmadığı ifade edildi.
PSİKOSOSYAL GELİŞİM VE AKRAN İLİŞKİLERİ
Açıklamada, çocukların psikososyal gelişimi açısından riskler bulunduğu savunularak, çoğunluk davranışının norm olarak sunulmasının aidiyet baskısı oluşturabileceği belirtildi. Eğitim ortamının çocukların kendilerini özgür ve güvende hissedeceği bir alan olması gerektiği ifade edildi.
Akran ilişkilerine de değinilen açıklamada, çoğunluğun dini pratiğinin teşvik edilmesinin farklı tercihlere sahip öğrenciler üzerinde baskı oluşturabileceği savunuldu. “Çocuklar arasında ‘kim tutuyor, kim tutmuyor’, ‘kim etkinliğe katılıyor, kim katılmıyor’ gibi ayrıştırıcı kategoriler oluşması pedagojik açıdan son derece sakıncalıdır.” denildi.
Pansiyonlu okullarda uygulamaların daha hassas sonuçlar doğurabileceği belirtilen açıklamada, oruç tutmayan öğrencilerin yemek saatleri ve erişimi konusunda sorun yaşanabileceği kaydedildi.
HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAK
Eğitim-İş, söz konusu uygulamaya karşı hukuki süreci başlatacaklarını açıkladı. Açıklamada, “Eğitim-İş olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kamusal eğitimin laik ve bilimsel niteliğini ortadan kaldıran bu uygulamasına karşı hukuki süreci başlatacağız.” ifadeleri yer aldı.
Sendikanın, üye öğretmenlerinin mesleki etik ve anayasal sorumlulukları doğrultusunda hareket etmesini esas aldığı belirtilerek, uygulamaya katılım göstermeme yönünde bir eylem kararı alınacağı duyuruldu.
Açıklamanın sonunda, “Eğitim, hiçbir siyasi ya da dini ajandanın aracı haline getirilemez. Kamusal eğitimin laik, bilimsel ve kapsayıcı yapısını korumak için hukuki ve demokratik mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.” ifadelerine yer verildi.