Eskişehir'de konuşan Gazeteci Özer Akdemir şu ifadeleri kullandı;

"Bu sorunlara karşı ah vah tüh ya da buralarda oturup birbirimizi bilgi bombardımanına tutmanın bir faydası yok aslında. Evet, bilinçlenmemiz gerekiyor, neyle karşı karşıya kalacağımızı bilmemiz gerekiyor ama ondan ötesi bunlarla nasıl mücadele edeceğiz aslında onu konuşmamız lazım. En önemli vesilelerden birisi de bu.

Son süreçte yapılan ihalelere baktığımızda Eskişehir ile ilgili MAPEG ihaleleri işte son günlerde gene gündeme geldi ve geçtiğimiz günlerde de bir araştırma komisyonu kurulması bu ihalelerle ilgili bir teklif verildi meclise ama AKP ve MHP oylarıyla bütün diğer teklif önergelerinde olduğu gibi bu önerge de reddedildi.

Şimdi bu ihalenin Eskişehir boyutuna baktığımızda toplam 47.500 futbol sahası gibi bir büyüklükteki alanın şirketlere satıldığı görülüyor. 55 ihale yapılmış 2023 yılından Aralık 2025 yılına kadar MAPEG tarafından açılan ihale sayısı bu. Bu tabii Eskişehir'in tarihinin en büyük ekolojik yıkım tehdidiyle karşı karşıya olduğunun da bir kanıtı. MAPEG ihaleleri işin bir boyutu ama ondan çok daha boyutu belki MAPEG ihaleleri buzdağının görünen kısmı. Alttaki esas şey ise Taşınmaz Komisyonu dediğimiz bir komisyon kararıyla ihale bile yapmadan belli kişilere kurumlara bütün bu ruhsatların dağıtılması gibi bir süreci yaşıyoruz hep birlikte. Nasıl tarif edeyim? %87'si aslında bu taşınmaz komisyonunun kişiye özel ihalesiyle hiçbir ihale şey açılmadan kişiye özel satışıyla yapılıyor. %13'lük bir kısım işte bu MAPEG ihaleleriyle kamuoyuna da açıklanan şekilde yapılıyor. Çok ciddi bir sıkıntı var. %83 nerede %17 nerede? Bunun araştırılmasına dair geçtiğimiz günlerde Sayın Vekilimiz de burada araştırma önergesi verildi ama reddedildi yani hiçbir şekilde araştırma önergeleri kabul edilmiyor maalesef.

İhalelerin şeyine baktığımızda kimler alıyor bu ihaleleri diye baktığımızda 1000 hektarı aşan bir kere 13 mega maden projesi bulunuyor Eskişehir'de. 1000 hektarı aşan 13 mega maden projesi ne kadar büyük bir alanı gözünüzün önüne getirmenizi rica ediyorum. Mega maden dediğimiz 1000 hektarı aşıyor. Bu 1000 hektarda ne var? Tarla var, mera var, ormanlık alan var, sulak alan var yani hepimizin yaşam alanı aslında. Bu alanların içerisinde köyler var insanların yaşadığı alanlar var. Bu çalışmayı, bu tabloları hazırlayan arkadaşlar Polen Ekoloji'den arkadaşlarımız. Maalesef Polen Ekoloji'den arkadaşlarımız geçtiğimiz haftalarda yapılan bunu buradan oynatamıyoruz bir zahmet orada bir takılma oldu oradan oynatmaları gerekiyor evet burada kalalım. Polen Ekoloji'den bu tabloları çalışan arkadaşlarımıza maden maalesef geçtiğimiz haftalarda yapılan operasyonla gözaltına alındılar. Polen Ekoloji'nin kurucularından Cemil Aksu ve diğer arkadaşlarımız tutuklandı, 2 arkadaşımız tutuklandı ve bize bu önemli çalışmaları ortaya çıkaran, mecliste de gündem olmasını sağlayan bu arkadaşlarımız şu an içeride. Birçok diğer tutsakta olduğu gibi içeride maalesef cezaevinde gün dolduruyorlar.

Kimler almıştı bu şeye diye baktığımızda; Ercanlar Madencilik 3037 hektar, Artez Gayrimenkul, Koza Altın, Koza Altın'ın birçok yerde maden işletmeleri var burada da var Eskişehir'de de var ve Cengiz Holding'in Eti Bakır'ı. Şimdi diğer şeye geçelim. Ben buradan geçtim aynen geçtim. Bütün bu süreçlerde ÇED süreçlerine dair bir illüzyon var aslında bizi kandırıyorlar. ÇED kararları baktığımızda bir faaliyetin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi gerekiyor ama maalesef Eskişehir'de satılan ihalelerin sadece %6'sında ÇED süreci başlatıldı. Geri kalan yüzlerce proje için bu ÇED süreçleri yapılmıyor. Çok büyük bir oranla %68,7 gibi büyük bir oranla ÇED gerekli değildir kararları veriliyor. Şimdi bu ÇED gerekli değildir kararları tepki toplayınca yani niye ÇED gerekli değildir ÇED'i yapılsın etki değerlendirmeleri ortaya konsun vesaire diye tepkiler gelince şöyle bir aldatmacaya gittiler. Şimdi artık ÇED gerekli değildir olarak görmüyoruz biz bunları ÇED olumlu parantez içinde Ek 2 olarak geliyor bu ÇED gerekli değildir kararları. Sanki hani ÇED süreci yapılmış da ÇED olumlu kararı verilmiş gibi oysa ki öyle değil. ÇED raporlarının niteliksizliği ayrı bir tartışma konusu ama maalesef bütün bu projelerin büyük bir çoğunluğu %68-70 gibi büyük bir çoğunluğuna ÇED süreci dahi işletilmiyor.

Eskişehir’deki maden ruhsat alanlarının anatomisi demişiz. Ruhsat alanları 25 hektarın altındaysa bu projeler için doğrudan ÇED gerekli değildir kararı veriliyordu. Şimdi ÇED olumlu ve Ek-2 olarak geçiriliyor. Bunlar tabii projeyi bölüyorlar. Diyelim ki 100 hektarlık bir proje var. Bunun 22 hektarında işte depolama alanı kuruluyor, 22 hektarında zenginleştirme tesisi kuruluyor vesaire. Böylece projeyi bölüyorlar.

Projeyi böldükleri için hem ÇED sürecinden kaçınıyorlar hem de aslında entegre bir projenin kümülatif etkisi göz ardı ediliyor. Bu alanlarda ne kadar kazı yapılacak, nerede kimyasal işlem yapılacak, nerede taşımacılık yapılacak? Bütün bunların hesaplanması gerekirken projeler bölünerek entegre projeler farklı projeler gibi sunuluyor ve kümülatif etki gözlerden kaçırılıyor. Böyle bir kandırmaca ile karşı karşıyayız.

Haritadan silinen köyler ve ormanlar demişiz. Sadece bir proje kapsamında kesilmesi öngörülen ağaç sayısı 57.534 rakamıdır. Bu sayı çok daha fazladır çünkü ÇED raporlarında verilen ağaç sayısı belli bir ölçütün dışındaki ağaçları kapsıyor. Belli bir ölçünün altındaki ağaçları ağaçtan saymıyorlar ve o sayının içerisine dahil etmiyorlar. Mega maden sahaları doğrudan orman alanları üzerine kuruluyor. Haritada görüyorsunuz, o koyu yeşil olan yerlerin hepsi orman alanlarıdır. Sarıcaka’daki ruhsat sahaları Kapıkaya Köyü’ne 90 metre, Sakarya Nehri’ne ise sadece 230 metre uzaklıktadır. Hamidiye, İğnece ve Ortaklar köyleri maden kuşatması altındadır.

Tehdit büyüyor demişiz. Cengiz Holding’in Eti Bakır işletmesi için verilen ÇED olumlu kararının olduğu bölgenin hem evlere hem hayvancılık yapılan alanlara hem de 3. derece arkeolojik sit alanlarına uzaklığını görüyorsunuz. Bu mesafeler 130 metre, 1 kilometre, 180 metre gibi bir alandadır. Sakarya Nehri’ne de 4 kilometre uzaklıkta bir yerdedir.

Biz Ağustos ayında gittik ve Atalan Köyü ile o bölgeyi gezdik. Her taraf seracılıkla ünlü ve Sakarya Nehri’nin etrafındaki her taraf çok verimli tarım alanlarından oluşuyor. Projenin yakınlığını siz de görüyorsunuz; bu çok büyük bir projedir.

Maden işletilen alanların su varlıklarına olan uzaklığının ötesinde bir de depremsellik meselesi vardır. Ülkemiz 1. sınıf deprem bölgesindedir. Her bölgede yapılan madencilik faaliyetleri 1. ve 2. derece deprem bölgesi üzerinde yapılıyor. Bu madende yılda 5.437 ton sodyum siyanür kullanılacaktır. Sakarya Nehri’ne sadece 4 kilometre, en yakın haneye 1 kilometre mesafededir. Proje, 2. derece aktif fay hattı ve jeolojik sakıncalı alan üzerinde bulunuyor. Orta Sakarya havzası, Cengiz Holding’in yapmaya çalıştığı altın madeni nedeniyle kirlenme riskiyle karşı karşıyadır.

Fay hatları üzerinde bir madencilik planlanıyor. Burada kullanılacak siyanürün yanı sıra bir de patlatmalar yapılacaktır. Bu madende patlatılacak patlayıcı madde miktarı yılda 2.537.740 kilogramdır. Kesilecek ağaç sayısı ise 10 yılda 57.000 civarındadır.

Büyük maden yıkımının olduğu alanlar ekstraktivizm olarak tanımlanıyor. Bir de işin sağlık boyutu vardır. Dün Tabip Odası’nın etkinliğinde hekim dostlarımızla beraberdik. Onları en çok ilgilendiren kısımlardan birisi budur. Çünkü burada yapılan madencilikten dolayı hasta olanlar hekimlerin önüne gelecekler. Maalesef kanser, hipertansiyon, solunum yolu hastalıkları ve diğer farklı maruziyetler ortaya çıkacaktır.

Eşref Hoca, 1.5 ay önce yapılan söyleşide yeşil enerji diye bir şeyin olmadığını, her girdinin bir toksik atık çıktısı olduğunu söylemişti. ÇED süreçlerinde projelerin parçalanmasıyla kümülatif etkiden kaçınılıyor. Kırmızı görülen alanların hepsi aslında bir maden projesinin birbiriyle çakışan alanlarıdır. Toplamda baktığınızda hepsi birbirini etkiliyor ve o bölgede yaşayan bütün canlıları etkiliyor. Oysa her biri farklı madenmiş gibi değerlendiriliyor. Tabii çok ciddi bir mülksüzleştirme de söz konusudur. Tarım arazileri ve su egemenliği ciddi tehdit altındadır.

Bir de nadir toprak elementleri meselesinden bahsetmek lazım. Bunlara stratejik grup diyorlar ve ülkemizin kalkınacağı, ekonomiye ciddi katkı sağlayacağı söyleniyor. Trump’ın Beylikova’daki nadir toprak elementlerini istediğinden bahsediliyor. Bu konu gündemimize aniden girdi. Ana muhalefet partisi de buna dair sorular soruyor ama henüz net bir yanıt alınmış değildir.

Peki, olay gerçekten böyle mi? Eskişehir Beylikova’da 694 milyon ton nadir toprak elementi keşfedildiği söyleniyor. Bunun milli teknoloji ve ülkenin kurtuluşu olduğu iddia ediliyor. Oysa gerçekte hammadde madenciliğinin ekonomik değeri çok düşüktür. Biz o madeni oradan çıkarıp tonunu 30 dolara satıyoruz. Bunu teknolojik olarak işleyebilecek kapasitede olsak durum çok daha farklı olurdu.

Çin, dünyadaki nadir toprak elementlerinin %95’ine sahip olarak tekel durumundadır. Amerika Birleşik Devletleri dahil bütün dünya Çin’e bağımlıdır. Çin’den bu elementleri işleyebilmek için teknoloji transferi yapmaya çalışıyorlar ama Çin buna yanaşmıyor.

Türkiye şu anda Avrupa'nın diğer ülkeleriyle bu nadir toprak elementlerinin teknolojik olarak işletilmesi ile ilgili teknoloji transfer etmeye çalışıyor. İşte Çin’in ayrıştırma maliyeti 2.000 dolar, Batı’nın ayrıştırma maliyeti 8.000 dolar, artı ton başından bahsediyoruz. Bunun en önemli nedeni dediğimiz gibi Çin bir kere %95’ini kontrol ediyor. Ama bu maliyet ayrıştırma maliyetinin bu kadar düşük olması, dörtte bir oranında olması, Çin’deki vahşi sömürü düzeni ile ilgili bir şey. Orada emek son derece ucuz, nüfus son derece yoğun olduğu için emek de son derece ucuz ve sömürülüyor. Ve o bölgede çevre felaketleri, iş sağlığı da tamamen göz ardı ediliyor.

Türkiye de Çin’i taklit etmeye çalışıyor bu anlamda. Yani burada o madencilik yapılırsa aslında ucuz emek gücüyle bir anlamda ayrıştırma maliyetinin de ya da ayrıştırma şeyi de yok aslında, o teknoloji de yok, o madencilik faaliyeti de emek gücünün ucuz bir şekilde değerlendirilmesi gibi Türkiye’nin de böyle bir politikası var. Şimdi yıkımın karşılaştırmalı anatomisi diyoruz. Bundan sonraki şeye baktığımızda bakın çok ilginç rakamlar var burada. 1 gram nihai ürün için kazılan toprak, mesela altın nihai ürün de 1 gram altın için tenöre göre değişiyor ama 5 ton altın 5 ton pasa kazılıyor ve 1 gram altın elde ediliyor.

Nadir toprak elementlerinin için baktığımızda ise daha korkunç daha büyük bir yıkım var. Neodimyumda 200 ton nadir toprak elementleri kazılacak kazılan toprak sayısı toprak miktarı 200 ton elde edilecek ürün 1 gram. Düşünün yani aradaki devasa farka bak. Toksik atık üretimi altında evet çok yüksek ama nadir toprak elementinde 1 tona 1 ton başına 2.000 ton toksik atık üretiliyor. Karbon ayak izi altın işletmeciliğinde çok yüksek ama nadir toprak elemente baktığımızda çelikten 40 kat, alüminyumdan 8 kat daha fazla bir emisyon ortaya çıkıyor. Bir de işin radyoaktif yönü var ki Eskişehir’in belki de bu maden yataklarının en sıkıntılı tarafı da bu radyoaktif mesele. Çünkü orada çok yüksek oranda toryum kalıntıları olduğu biliniyor Eskişehir’deki bu nadir toprak elementlerinin olduğu bölgede altın madenciliğinde bu kısım daha düşük. Hemen diğer şeye geçeyim evet 1 gram neodimyum için 200 ton toprak kazılacağından bahsettik yukarıda anlattık.

Peki açılan bir dava var Koza Altın’ın bu bölgede yapmak istediği yaptığı altın işletmeciliğine karşı dava var. Oradaki mahkeme kararını almışım yani burada TEMA Vakfı, Eskişehir Çevre Koruma Derneği tarafından açılmış. Eskişehir İkinci İdare Mahkemesi Koza Altın’ın ÇED gerekli değildir kararını iptal etmiş. Mahkeme diyor ki şirketin cevheri nerede zenginleştireceğini gizleyerek kümülatif etki değerlendirmesinden kaçma uyanıklığı ile entegre projeyi bölme uyanıklığından bahsetmiş. Ondan bahsetmiş orta havzası Sakarya Havzası kritik bir karar aslında emsal karar olmalı. Şimdi ne yapmalı kısmına baktığımızda evet Türkiye ham madde ihraç eden sömürge tipi madenciliği derhal bırakmak zorunda. Kırmızı çizgilerimiz olmak zorunda. Su varlıklarımızı, tarım alanlarımızı, orman varlıklarımızı mega madencilik projeleri ve siyanür kullanımı derhal yasaklanmalı buralarda. Ekolojik maliyet işin enerji adı altında yapılan ve çevreyi sağlığı hiçe sayan üretim kabul edilemez demişiz. Altı üstü yağma işte bu Eskişehir’de bu ekstraktivizm doğal kaynak sömürüsü merkezi değildir olmamalıdır. Türkiye’nin hiçbir tarafı olmamalıdır buna izin verilmemelidir diyorum ve aslında benim sunumum bitti ama o şey kısmı mücadeleler boyutu burada hemen şeyde açayım ben size bir dakikada onu özetlemeye çalışayım.

Evet, hemen şuradan da açayım. Şimdi bakın yani ne yapmanız gerekir başarılı mücadele örneklerinden bu Gerze termik santral karşıtı mücadele. Bu Gezi sürecinden bir yıl önceki mücadele süreçleri bunlar. Orada Anadolu Grubu, Türkiye’nin dördüncü büyük sermaye grubu, Gerze yakınlarında Yaykıl köyünde bir termik santral yapmak istedi. Gerzeliler, Sinoplular o bölgede yaşayan bütün köylüler aylarca mücadele ettiler. Şu üstteki işte böyle direndik şeyinin altındaki çadır aylarca orada kaldı, direniş çadırı, yılbaşını bile orada karşıladılar. En sonunda kolluk canla başla polis olarak müdahale ettiler şu alttaki görünen müdahale görüntüsü TOMA’nın suyla gazlar müdahalesi, sol tarafta gaz kapsüllerini görüyorsunuz. Köylüler 24 saat boyunca bu saldırıya direndiler, 24 saat boyunca.

Mesele neydi? Jandarmanın ve polisin arkasından iş makinalarını o alana götürüp çalışmayı başlatmaktı, çalışmayı başlatamadılar. 24 saat boyunca gaza, suya orada müdahale direndiler, kendilerini arı kovanlarıyla korudular ve şirket ve jandarma güçleri çekilmek zorunda kaldı, Anadolu Grubu da pes etti. Böyle korunabiliyor demek. Diğer örneğimize geçelim Fındıklı’da hemen bu maden yasası ile ilgili yapılan yönetmelik değişikliğinin hemen arkasından bu hani süper talan yasası dediğimiz geçtiğimiz yasada temmuzda çıkan yasanın hemen arkasından Fındıklı’ya gittiler Tüpraş Altın Şirketi’nin elemanları yaylalardan örnek almaya çalıştılar. Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Bey bu arabanın içindeki şahıslarla görüşen, arabanın içindekiler de maden işletmesinin elemanları. Siz dediler burada bizden habersiz bizden izinsiz bize sormadan gelip buralardan örnek mörnek alamazsınız derhal aldığınız örnekleri bırakın ve tası tarağı toplayıp çekip gidin, onun fotoğrafları. HES’çiler girememişti Fındıklı’ya Karadeniz’in birçok yerine girdiler ama Fındıklı’ya yıllardır giremiyorlar işte madenciler de giremedi. Böyle müdahale edince yani belediye başkanı arkasından halkla müdahale mücadele edince şirket Tüpraş Altın Şirketi giremedi.

Diğer şeye geçelim hemen evet burada da Artvinliler çok uzun süre 30 yılı aşkın bir zaman Artvin’de direndiler aslında Cerattepe’de Kafkasör yaylasında altın madeni işletilmesine karşı. Davalar açtılar işte İmran Hocamla da biraz sohbet ettik davalar açtılar kazandılar her şeyi yaptılar aslında giremedi. En son bu altın madeni şirketi Cengiz Holding’e verildi sizin de başınızın belasında olan Kazdağı’nda da keza öyle ülkenin dört tarafında o şirkete verildi. Kazanılan dava sanki kazanılmamış gibi yeni bir dava süreci başlatıldı, yeni bir ÇED süreci başlatıldı, insanlar dava açmaya zorlandı kazandıkları davaya tekrar dava açmak zorunda kaldılar. Ama o süreçte fiili mücadeleyi de bırakmadılar işte dediler ki hukuk yoksa kütük var diye onların sloganıdır bir kütüğü devirdiler şirketin makinesinin geçmesi planlanan alandan ve arkasına geçip de poz verdiler buradan kimse geçemezdi gerçekten de geçirmediler. Aylarca geçirmediler, aylarca nöbet tuttular. En sonunda yedi ilin polisini jandarmasını Artvin’e yığdılar üç gün boyunca Artvin’i özellikle o Kafkasör yaylasına çıkan yol hemen devlet hastanesinin yanından geçer böyle daracık bir yoldur, orada insanlar o hastanenin bahçesinin önünde yapılan barikatı insanları döve döve, gaza boğa boğa Cengiz’in iş makinelerini çıkardılar.

Ne yazık ki Artvin’in %70’i madene ruhsatlı şu arkadaki soldaki fotoğrafta bu iş makineleri yukarıya çıkarıldıktan iki yıl sonra bizi davet etmişler çevre derneği gazetecileri oraya gittik o kütüğün olduğu yer alttaki yolun olduğu bölge. Tabii hukuk olmayınca direnişi de bu şekilde döve döve yani karşında devlet var sonuçta bir yere kadar direniyorsunuz kütüğü de kaldırmışlar kütüğü de çalmışlar Kafkasör yaylasında maden hem alttan hem üstten oyulmaya devam ediyorlar.

Tam da bir altın madeni, bakın bir madencilik faaliyeti ile ilgili. Köylüler, işte oradaki çevre platformu dava açmak istiyor; köylüler tevessül etmiyor da böyle de bir sorun var. Yani köylüler bir şekilde korkutulabiliyor, başka türlü kaygıları oluyor mu, ekonomik olarak güçleri yetmiyor mu vesaire? Diyor ki arkadaşlar böyle açıklama yaptı yöre halkı adına dava açtı, bu sıkıntılı bir süreç. Yani yöre halkı adına bir şey yapılamaz bence. Yani bunun bir süreci olamaz. Ne yapalım? Hiç mi bir şey yapmayalım? Evet yapabiliriz ama yöre halkını da bu davaya, bu mücadeleye sahip çıkmaya hazırlamamız gerekiyor. Yöre halkı sahip çıkmadan kendi mücadelesine, dışarıdan taşıma değirmen suyla değirmen dönmüyor maalesef.

Hemen öbür şeye geçelim. Bakın Tire Başköylüler, Tire Başköylüler böyle direniyorlar. Jeotermal enerji santraline karşı orada jeotermal kuyularını yaptırmadı Tire Başköylüler ve 2 ayı aşkın nöbet bölgede mücadele ettiler; kadınlar, çoluk çocuk ve en sonunda da o şirket tası tarağı toplayıp çekip gitmek zorunda kaldı. Bu tür mücadele, bu tür kitlesel mücadelelerde başarı geliyor arkadaşlar. Tire buna örnek. Ondan sonraki Yuvarlakçay’da HES karşıtı mücadele 2009 yılında. Günlerce nöbet tuttular, yılbaşını orada geçirdiler, ağaçları vermediler, Yuvarlakçay’da HES kurdurulmadı. 2009’dan bir fotoğraf bu fotoğraflar.

Evet, Tarsus Boğazpınar keza HES mücadelesini kazandı. Kitlesel mücadeleyi görüyorsunuz; Yörükler, o bölgede insanlar, çoluk çocuk günlerce mücadele ettiler. “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” diye çocukların yazdığı bir afişte poz verdiler. Bu yazı nedeniyle, bu slogan nedeniyle insanlar yargılandı. Bizim bu Çepeçevre Yaşam’ın, bizim yaptığımız Çepeçevre Yaşam’ın da jenerik müziğidir o. Kızılcaköy JES’e karşı direndi, geçelim başarılı bir şekilde direndi.

Evet, Dağyeni köylülerin MTA’nın yaptığı sondaja karşı direndiler. 3 gün boyunca eylem alanı oldu; onların mücadelesinden fotoğraflar ve MTA tası tarağı toplayıp çekip gitmek zorunda kaldılar. Son slaytımızda sondan bir önceki Ordu Mesudiye’de bütün köylünün, bütün köylünün hem maddi külfetine hem fiili mücadelesine katıldığı bir süreçte oradaki bentonit madenine karşı ciddi bir başarı kazandılar ve maden saldırısı püskürtüldü.

Ahmet Karaçalı, Yalnız Efe. Efemçukuru’nda köylü, bir keçi çobanı tek başına İzmir’in içme suyunun tepesindeki altın madenine karşı arazisini satmadı, direndi. Ahmet Abi’nin direnişini aşamadıkları için yasayı değiştirdiler. Sağlık koruma bandını 200 metreden 50 metreye çektiler, Ahmet Abi’nin bağını dışarıda bıraktılar ama bir kişinin direnişi bile yasayı değiştirecek kadar geri adım attırabiliyor. İkincisi Hakan Tosun; Hakan Tosun işte bu saydığım bütün o çevre, ekoloji haberciliğinin haber alanlarına birlikte gittiğimiz tanıdığım en naif, en çalışkan arkadaşlardan bağımsız gazetecilerden birisiydi. Maalesef İstanbul’da, üstelik üstü kapatılmaya çalışılan bir cinayete kurban gitti ve yaşamını yitirdi. Hakan Tosun’u da saygıyla, sevgiyle anıyorum."