İş Cinayetleri İle Mücadele Günü ile ilgili konuşan İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı;
"İş güvenliği aslında bir anlayış meselesidir. Hatta zamanla bir kültür haline gelmesi gereken bir konudur. Buna toplum olarak alışmamız gerekiyor. Müteahhitler, işverenler ya da kamuda bu işi yapan her kim olursa olsun, iş güvenliğini bir angarya ya da ek maliyet olarak görmemelidir. Bu, işin ayrılmaz bir parçasıdır. “Ben bunu sağlamak zorundayım” bilinciyle hareket edilmelidir.
Aynı şekilde çalışan arkadaşlarımızın da bu bilinci edinmesi gerekiyor. Belki klasik bir ifade olacak ama gerçekten eğitim şart. Çünkü zaman zaman çok iyi önlemler alınmasına rağmen, çalışan bilinçli değilse “Bana bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket edebiliyor. Bu da maalesef iş kazalarına ve hatta can kayıplarına yol açıyor. Hiç istemediğimiz bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.
Bunun çözümü ise nettir: İnsanları sürekli ve doğru şekilde eğitmek gerekiyor. Bunun yanında caydırıcı ve ciddi yaptırımların da uygulanması şart. Ancak bu, bir “günah keçisi” bulup suçu onun üzerine yıkmak anlamına gelmemeli. “Sen görevini yapmadın” noktasında objektif bir değerlendirme yapılmalı. Burada asıl mesele suçlu aramak değil; bu sorunu nasıl çözeceğimizi ve özellikle işçi arkadaşlarımızda bu bilinci nasıl oluşturacağımızı konuşmaktır. Aksi halde konu sürekli eksik kalıyor ve ne yazık ki haberlerde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.
Yapı ruhsatı, inşaata başlayacak olan projeye verilen izindir. İskan belgesi ise inşaat tamamlandıktan sonra alınan yapı kullanım iznidir. Şu anda yaklaşık 16 bin konut için ruhsat verilmiş durumda. Devam eden projelerle birlikte 25 binin üzerinde konutun yapım aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.
Öte yandan inşaat sektöründe ciddi bir ara eleman sıkıntısı yaşanıyor. Aslında bu sorunun geleceği 10-12 yıl önce odamız tarafından dile getirilmişti. Bunun önemli nedenlerinden biri, meslek liselerindeki eğitim kalitesinin düşmesidir. Tüm çabalara rağmen meslek liselerini tercih eden öğrencilerin büyük kısmı bilinçli bir yönlendirmeyle bu tercihi yapmıyor.
Bunun doğal sonucu olarak hem ara eleman açığı artıyor hem de iş kazaları çoğalabiliyor. Çok sayıda üniversite açılması ve düşük başarı düzeyiyle üniversiteye girilebilmesi de bu tabloyu etkiliyor. Oysa bu gençler doğru şekilde meslek liselerinde yönlendirilse, iyi bir eğitim alsa ve yeteneklerine göre alanlara kaydırılsa çok daha verimli sonuçlar alınabilirdi.
Avrupa’daki gibi doğru yönlendirme sistemleri kurulmalı. Yeteneği mühendisliğe değil de marangozluğa, motor ustalığına ya da tornacılığa uygun olan gençler o alanlara yönlendirilmelidir. Ancak toplumda hâlâ “herkes üniversite mezunu olmalı” anlayışı hakim ve bazı meslekler maalesef hor görülüyor. Oysa bugün baktığınızda 4.000 TL yevmiye ile kalıp ustası çalıştırılan yerler var. Özel ve spesifik işlerde bu rakam 6.000 TL’ye kadar çıkabiliyor. Vinç operatörlerinin saatlik ücretleri 2.000 TL seviyelerine ulaşabiliyor. Yok olmaya yüz tutmuş meslekler doğal olarak daha değerli hale geliyor.
Burada ailelere de büyük görev düşüyor. Herkes çocuğunun doktor ya da mühendis olmasını istiyor. Oysa doğru meslek seçimi yapılmadığında insanlar hayat boyu keyif almadan çalışmak zorunda kalıyor. Öğrencilik yıllarımın ardından Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nde görev aldığım dönemde “Doğru meslek seçimi yapılmadığı için insanlar mesleklerini keyifle icra edemiyor” konulu bir rapor hazırlamıştım. Bir söz vardır: “Sevdiğin işi yaparsan ömür boyu çalışmış olmazsın.” Gerçekten de doğru mesleği seçen insan çalışmaz; mesleğini keyifle icra eder.
Bu nedenle çocuklarımızı doğru yönlendirmeli ve eğitimi doğru meslek seçimi perspektifiyle ele almalıyız. Oda olarak bu konuyu çok önemsiyoruz ve bu alanda çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Meslek liseleri son derece kıymetlidir. Bugün üniversite düzeyinde imkanlara sahip çok donanımlı meslek liselerimiz var. Ancak o imkanları değerlendirecek bilinçli öğrencilere ihtiyacımız var. Bu bilinçlendirme görevi de bizlere düşüyor.
30 kişilik bir sınıftan yalnızca iki usta çıktığında, o ustalar çok kıymetli hale geliyor. Oysa ara eleman bir ülkenin can damarlarından biridir. Ara elemanı, mühendisi ve işvereni bir bütün olarak doğru yönlendirebilirsek, hem üretimde verimliliği hem de toplumsal adaleti daha sağlıklı bir şekilde tesis edebiliriz."





