Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Bülent Yıldırım şu ifadeleri kullandı;
“Birleşmiş Milletlerde; Mart 2012’den bu yana, her yıl Mart ayının üçüncü Salı gününün “Dünya Sosyal Hizmet Günü” olarak çeşitli temalar ekseninde kutlanacağına karar verilmiştir. 2012 yılından bu yana, çeşitli temaların gündeme gelmesiyle dünyanın dört bir tarafında Dünya Sosyal Hizmet Günü kutlanmaktadır.
17 Mart 2026 Dünya Sosyal Hizmet Günü teması "Umut ve Uyumun Birlikte İnşası: Bölünmüş Bir Toplumu Birleştirmeye Yönelik Bir Harambee Çağrısı" olarak belirlenmiştir. 17 Mart 2026'da kutlanacak olan bu tema, sosyal hizmetin topluluklar ve sistemler arasında insanları bir araya getirmedeki rolünü vurgular. "Harambee", Kenya kökenli bir ifade olup "hep birlikte" anlamına gelir ve topluluk dayanışmasını simgeler. Sosyal hizmetin, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceği şekillendirmek için topluluklar, kültürler ve sistemler arasında insanları bir araya getirmedeki hayati rolünü vurguluyor.
Yani yoksulların, ezilenlerin, dışlananların, ötekileştirilenlerin, yaşlı, çocuk, engelli gibi dezavantajlı grupların, kısacası bugünkü toplumsal sistemde “itilmiş ve kakılmışlar” ile onlara “hizmet” vermeye çalışan emekçilerin bir araya gelmesi, birlikte mücadele etmesi gereken bir gün…
Eşitsizlikler ve baskılar üzerine kurulu her sistem, işleyişinin “kurbanı” olanlara bir gün tayin ederek veya ilan edilmiş günlerinin içini boşaltarak adeta “gönüllerini” çalmak ister. İçini boşaltmak yerine Günü sahiplenenler ise örgütlülükleri oranında seslerini duyurmaya çalışır. Bu minvalde seyreden sosyal hizmetler gününde, ya gücümüz ölçüsünde sorun ve taleplerimizi haykırırız veya egemenlerin reva gördüğü methiyeleri dinlemekle yetiniriz.
Dünyada olduğu gibi bu coğrafyada da toplumsal azınlığın zenginliği artarken açlık sınırı altında yaşama tutunmaya çalışanların sayısı her geçen gün çoğalıyor. Yönetenler ise zenginleri ve yoksullarıyla aynı anda övünebilecek kadar arsızlaşıyor. Yoksullara ve dezavantajlı gruplara hizmet vermekle yükümlü bakanlık, ayda bir milyarlık yeni bakanlık binasının kirasını mülk sahibi zengine ödemekte bir sorun görmezken yardım yaptığı yoksul sayısındaki artışı başarı olarak gösterebiliyor. Yoksulluğun ortadan kaldırılması değil de yardımların sürdürülmesi hedefleniyor. El koydukları toplumsal zenginliğin bir kısmını hak adı altında halka dağıttıkları dönemi aştıklarına inanan egemenler, hakları sosyal yardıma dönüştürerek ihtiyaç gruplarını inisiyatiflerine bağımlı hale getirmekte beis görmüyor.
Yoksullaştırılanlar yoksulluğunu ispat edip ya gıda paketlerine tamah ediyor veya temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayacak yardımı alabilmek için sosyal hizmet çalışanlarının insafına sığınıyor. Yaşlı ve engelli bakımı, ekonomik bir soruna indirgenerek bir yandan evde bakım adı altında ailelerinin sırtına yükleniyor, diğer taraftan ise özel teşebbüsün kar elde etmesinin aracı kılınıyor. Bakıma muhtaç hale düşmüş çocuk ve gençler geleceklerini güçlü bir şekilde planlayacak, sağlıklı ailwe ortamına geri dönmesine ilişkin hizmetler yetersizdir.
Sayıları ve sorunları giderek artan sokaktaki çocuklara etkin bir çözüm üretilemiyor. Suçluluğu yaratan nedenler devasa boyutlara çıkarken karakol ve cezaevleriyle sosyal olaylar kontrol edilmeye çalışılıyor. Kadınlara yönelik şiddetin kaynaklarından biri olan aile kurumu, çarenin başlıca adresi olarak gösterilmeye devam ediliyor. Kadın sığınma evleri ve Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin ise sayısı ve personel yetersizliği ortadadır.
Kısacası sosyal hizmet, ihtiyaç gruplarının sorunlarını asgari düzeyde de olsa çözmek yerine, bu sorunları yönetmenin ve farklı amaçlar için istismar etmenin aracına dönüştürülmüş bulunuyor. Sosyal hizmet kurumları, plansız ve programsız bir biçimde değişikliklere gidiliyor ve gelecekleri belirsiz kılınan sosyal hizmetler emekçileri her yönüyle yok sayılıyor.
Mevcut kamu kurumları içinde en dezavantajlı konumda sosyal hizmet çalışanları yer alıyor.
Yoksul ve dezavantajlı toplum kesimlerine hizmet verdikleri için ekonomik ve sosyal hakları da hizmet verdikleri kesim gibi kolayca göz ardı edilebiliyor. Diğer kamu kurumlarında kısmen de olsa uygulanan tazminat, fazla mesai, yıpranma payı gibi yan ödemelerden yararlanmadıkları gibi herhangi sosyal hakları da bulunmuyor. Her alanda olduğu üzere sosyal hizmet çalışanları da kararname ve taşeronlaştırma marifetiyle farklı statülere bölünerek yoğun bir iç rekabete sürüklenmiş durumda. Bununla da yetinilmemiş, çıkarılan yönetmeliklerle de çalışanların meslek sorumlulukları ve işlevleri belirsizleştirilerek çalışanlar arasında yıpratıcı çatışmalar yaratılmıştır.
Sosyal hizmetler emekçileri büyük bir özveriyle birçok kamu çalışanının bile kaldıramayacağı ağır sorumlulukları, sınırlı olanaklarla gece gündüz demeden hizmet vermektedir.
Sosyal hizmetlerin geçirdiği olumsuz dönüşüm sosyal hizmet emekçileri olan bizlerin de çalışma koşul ve biçimlerini ASDEP Sözleşmeli, sözleşmeli, ek ders karşılığı çalışma gibi kadrosuz güvencesiz çalışma biçimlerine dönüştürmüştür. Çalışma koşullarının her geçen gün daha da kötüleştiği, personel yetersizliğine bağlı iş yoğunluğunun arttığı, çalışma sürelerinin uzadığı, mesleki standartlara uygunluğun ortadan kaldırıldığı bir dönemdeyiz.
Bunlara ek olarak; ücretlerin giderek eridiği ve alım gücümüzün azaldığı gerek yönetim mekanizmalarından gerekse hizmet verdiğimiz kişiler tarafından uygulanan şiddetin arttığı bir süreç yaşayan biz sosyal hizmetler emekçilerinin sorunları son ekonomik kriz ile birlikte daha da belirgin hale gelmiştir.
Bu istihdam rejimi ve çalışma biçimlerinden kaynaklı olarak sosyal hizmetler alanında mobbing, bürokratik ve siyasal baskılar dozunu artırarak devam etmiştir.
Bu alanda, Yine görevde yükselme sınavlarında ve atama işlemlerinde mülakat adı altında yapılan haksızlıklarla mücadele etmeye devam ediyoruz. Bakanlık bünyesinde görevli Ek Ders Karşılığı çalışan kişileri kadroya alım süreçlerinde, ülke genelinde bir günde ek ders karşılığı işe alınarak kadroya alımları sağlanan kişilerin olduğu şikayetleri sürekli geliyor.
Sosyal hizmeti 7/24 esaslı olarak sürdüren arkadaşlarımızın, ulaşım (servis) ve beslenme ihtiyaçları karşılanmamakta, özellikle tatil bölgelerinde ve büyükşehir belediyeleri sınırları içerisinde barınma ihtiyaçlarının karşılanmasında sorun yaşanmaktadır.
İşyerlerimizde çalışma ortamımıza yönelik sorunlarımızın yok sayılması, pandemi, deprem gibi olağanüstü durumlarda temel fizyolojik ihtiyaçlarımızın bile karşılanamaması bize sosyal devletin ve sosyal hizmetin evrensel ilkelerden uzaklaşarak siyasi rant malzemesi olarak kullanılmasının ağır sonuçlarını gösterdi.
Sosyal hizmetler alanında çalışan emekçiler olarak yoksulluğun, yoksunluğun ve dezavantajlı olmanın bir insan için ne demek olduğunu ve bunun nasıl önleneceğini de en iyi bilenleriz. Bu nedenle temel mücadelemiz yoksullaşmamak, yoksullaştırmamak ve insanca yaşayabilecek koşulların oluşturulmasıdır.
Sosyal hizmetler alanında hizmet alanlar ile çalışanların yaşadığı yoğun sorunların içinde bulunduğu bu tablo bir kader değildir. Tarih, en alttakilerin hareketleriyle ezilen ve sömürülenlerin başkaldırısının ateşlendiğini ve toplumsal kurtuluşların mümkünlüğüne tanıklık etmiştir. Bugünde sosyal hizmetler alanındaki emekçiler, özgün sorunlarını çözme çabasını sendikal örgütlerinde birleştirdikleri, kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu bilince çıkardıkları ölçüde kurtuluşlarına yakınlaşmış olacaklardır.
Sosyal hizmetler emekçileri olarak özlük ve ekonomik haklarımızdaki kayıpları, idarecilerin bizleri sürükledikleri iç rekabeti, sendikalarımızda örgütlenerek ve ortak çıkarlarımız etrafında mücadeleyi yükselttiğimizde ve sosyal hizmetlerden yararlananlarla ortak hareket yarattığımız oranda başarılı olacaktır.
Dünya Sosyal Hizmet Günü’nde taleplerimiz:
Irk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, din ve siyasi görüş, ulusal soy veya sosyal köken ayrımı gözetmeksizin sosyal hizmetlerin herkese eşit ve ücretsiz verilmesi,
Herkese ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli kamusal sosyal hizmetin yasal güvenceye kavuşturulması,
Sosyal hizmetlerin ve sosyal yardımların yeniden yapılandırılması sürecinde sendikamızın ve meslek örgütlerinin görüş ve önerilerinin alınması,
Bağımlılık yaratan ve siyasi çıkaralar üzerinden kurgulanan değil, Hak temelli sosyal hizmet istiyoruz
Özel gereksinimi olan çocuk, yaşlı ve kadınlara hizmet veren yatılı kurumlarda, Çocuk Evleri Koordinasyon merkezlerinde ve ilgili hizmetlerin yürütülmesinde fiilen görev yapan kadro karşılığı çalışan sözleşmeli personeller de dahil olmak üzere istihdam biçimine bakılmaksızın tüm çalışanlara ek ödeme oranlarına 20 puan ilave edilerek ek ödeme yapılmalıdır.
Bakanlığa bağlı kurumlarda çalışanlara istihdam biçimine bakılmaksızın sosyal hizmet tazminatı verilmelidir. Bu tazminat özel hizmet tazminatından farklı olarak ayrıca düzenlenmelidir.
Meslek farklılıklarını ve meslek sorumluluk sınırlarını ortadan kaldıran, kişilere görevi ve yetkisi olmayan işlerin yaptırılmasına zemin hazırlayan “sosyal çalışma görevlisi” tanımı tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmalıdır.
Mesleki çalışmalar mesleklerin rol ve sorumluluk alanları ve sınırları çerçevesinde tanımlanmalı, çalışanlara keyfi ve görevleri olmayan işlerin yaptırılması engellenmelidir.
Mesleki çalışmalara ve meslek elemanları tarafından hazırlanan raporlara yöneticiler tarafından bilimsel ve mesleki olmayan biçimlerde müdahale edilmesi engellenmelidir.
Yatılı kuruluşlarda çalışan personelin nöbet ücretleri artırılmalıdır. Yatılı olmayan kuruluşlarda gerçekleştirilen fazla çalışma ücretlendirilmelidir.
İcap nöbetleri ve danışmanlık tedbirleri için ödenen ücretler yapılan işin ve çalışanların emeklerinin karşılığı olabilmekten çok uzaktır, ücretlerde artış sağlanmalı, icap nöbeti tam olarak tanımlanmalıdır.
Görevde yükselme ve unvan değişikliğinde mülakat kaldırılmalıdır.
Ek ders karşılığı çalışma kaldırılmalı, personel ihtiyacı kadrolu istihdamla karşılanmalıdır.
Fiilen genel idari hizmet sınıfı işlerini yapan yardımcı hizmetler personelinin sınavsız genel idari hizmetler kadrosuna geçişleri sağlanmalıdır.
Çocuk eğiticilerinin kadrosu genel idari hizmetler sınıfından çıkartılarak sağlık hizmetleri sınıfına alınmalıdır.
Vekaleten idarecilik kaldırılmalı, asil idarecilik kadrolarına liyakat ile seçim yöntemi ile atama yapılmalıdır.
Atama ve yer değiştirme yönetmeliği değiştirilmeli, tayin ve yer değiştirmede hiçbir kurumda olmayan koşul ve kriterler ortadan kaldırılmalıdır.
Sosyal hizmetler risk ve tehdidin yüksek olduğu bir çalışma alanıdır. Sosyal incelemeler, evde hizmet verilmesi gereken durumlar, güvenlik riski olanlara yönelik kurumlarda yapılan çalışmalar, çalışanlara yönelik tehditler başta olmak üzere çalışanların fiziki ve hukuki güvenliklerinin sağlanması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
0-3 yaş çocukları da kapsayacak şekilde ücretsiz, 7/24 hizmet veren, nitelikli ve her çocuğa ve kültüre hitap eden çocuk bakım merkezleri ve kreşlerin oluşturulması güvence altına alınmalıdır. Kreş hizmeti sağlanamayan yerlerde günün ihtiyaçlarına uygun şekilde kreş ödeneği sağlanmalıdır.
İşe gidiş gelişlerde zorunlu servis sağlanmalıdır. Servis olmayan birimlerde gündüz için aylık abonman bedeli, gece çalışması için de taksi ücreti ödenmeli,
Hukuksuz OHAL/KHK’leri sonuçlarıyla birlikte iptal edilmelidir. İhraçlar işlerine iade edilmelidir.
Tüm emekçilere 3600-7200 arası ek gösterge uygulamasına geçilsin.
Sağlık ve sosyal hizmetler ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) yıllık 90 gün üzerinden tam olarak tüm emekçilere ödensin ve geçmiş yılları da kapsasın
Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin.
Son TS’de ilave ek zam olarak verilen emekliliğe ve emeklilere yansıtılmayan emekliliği daha da hayal hale getiren uygulamaya son verilerek ilave ek zammın emekliliğe ve tüm kamu emeklilerine yansıtılmalıdır.
Çalışma yaşamının demokratikleşmesinin ilk adımı olarak idarecilerin atanması yönteminden vazgeçilsin. Liyakatı uygun olanların aday olacağı ve yöneticilik yapacağı emekçilerin oylarıyla bir ya da iki yıllığına seçimle belirlensin.”





