Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş şu ifadeleri kullandı;
"Yılmaz Büyükerşen hocamıza gerçekten her zaman saygı duyuyoruz, elinden de öpüyoruz. Eskişehir Sanayi Odasının 1600 üyesi var gerçekten. Hepsi de birbirinden kıymetli değerli sanayicilerimiz. Bütün o 1600 sanayicimiz adına Celalettin Kesikbaş demek istemiştir, orada bir sürçmüş olabilir. Bütün sanayicilerimiz son derece kıymetli, değerli; hepsi gerçekten alın teriyle, akıl teriyle işlerine sahip çıkıyorlar. Hem Eskişehir için hem Türkiye için çalışıyorlar. Ben hocamızın bu teveccühünü 1600 sanayicimiz adına kabul ediyorum. Yani bu son derece bence kıymetli.
Hazır Yılmaz Büyükerşen hocadan da laf açılmışken bir kompliman da ben yapayım ona. Bu görmüş olduğunuz bizim topluma dönük sanayici bildirgesi 1970 yılı aralık ayında yayınlanmış. Dönemin gerçekten de hani ortanın soluna referans olacak şekilde aslında toplumsal bir bildiriyi bütün gözler önüne çıkartmış; en azından bu işin ekonomik modeliyle ilgili bir altyapı da oluşturmuş. Ve şöyle ikinci sayfayı da açarsanız yazanların içerisinde, bu raporu hazırlayanların içerisinde Sayın Yılmaz Büyükerşen var. Yani daha o zamanlardan karışıyormuş bu işlere. Hocam o yüzden hani derginin hazırlanmasında da katkı sunulmuş. Yılmaz hocadan da biz bu hikayeleri zamanında çok dinlemiştik.
Eskişehir aslında biraz tarihsel sürecine de baktığımız zaman 1894 yılı itibarıyla cer atölyeleriyle başlayan ve gerçekten Kurtuluş Mücadelesi'nde lojistikte öne çıkan ve Kurtuluş Mücadelesi'nin kazanılmasında özellikle lojistik altyapısıyla buradaki üretim tesisleriyle destek sağlamış kentlerden, önemli kentlerden bir tanesi. Ve arkasından da Cumhuriyet'in o süreci içerisinde Ankara'nın sanayide bekası olarak da kurgulandırılmış bir kent baktığınız zaman. Sanayi kuruluşlarının Cumhuriyet dönemi sanayi kuruluşlarının çok önemli bir kısmı aslında bu bölge, Eskişehir ekseninde kurulmuş. Burada şeker fabrikasından tutun da basma fabrikasına, hava ikmaline vesaireye kadar birçok tesis Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiş. Aslında baktığınız zaman bir sanayi kenti ve gelinen süreçte tabii ki Eskişehir'in o beşerî sermayesi; özellikle Balkanlar'dan göç edenler, Kafkaslar'dan göç edenler aslında gelirken teknolojiyi de getirmişler buraya. Birçok teknoloji o Balkanlar'da ya da Avrupa'nın önemli bölgelerinde ya da işte Kafkaslar'dan, Kırım'dan şuradan buradan gelirken tarım makineleri, tarım aletleri baktığınız zaman bayağı bir teknoloji transferini de gerçekleştirmişler. Hani işin göç kısmı ama beynin tersine bir beyin göçü de yaşanmış. Doğal olarak Eskişehir aslında o dönemler daha pozitif ayrışmış. Hani bizim çocukluğumuzda Eskişehir gerçekten 6'ncı, 7'nci sıralarda sanayileşmiş kentlerden bir tanesi.
Böyle bir döneme denk gelen bu topluma dönük sanayici bildirgesi aslında az önce Metin Başkanımın da dediği gibi "sosyal hayat üretimle birlikte güçlenir ve ekonomik özgürlük her zaman demokrasiyi de güçlendirir" gibi alt ilkelerden yola çıkarak aslında kentte bir çalışan barışı, beyaz yaka barışı, mavi yaka barışı ve patron barışı da oluşmuş. Biz çünkü Eskişehir'de uzun yıllardır çalışanlarımızla ki hâlâ böyle bu gelenek aynı mekanlara gidiyoruz, aynı yerlerde eğleniyoruz. Yani burası böylesine sosyal demokrasinin güçlü olduğu ve yaşatıldığı kentlerden bir tanesi. Hani burada kimse patronculuk oynamıyor, öyle bir durum yok Eskişehir'de.
Doğal olarak 1970 yılında problemleri de tespit etmişler aslında. Biz bunun mukayesesini de geçen sene hazırladığımız raporda verdik, "ne değişmiş hayatımızda" gibi. Şimdi o dönemde temel problemlere baktığınız zaman gene tarımı eksen almış ve tarımı enflasyona bağlıyor. Aslında biraz yapısal dönüşümden bahsetmek gerekiyor. Şimdi biraz mukayeseli müsaade ederseniz gidelim. Bugün tarımın enflasyonu %30 seviyelerinde, sanayicinin enflasyonu ana malzemede %17 - 17,5 bandında. Yani son 3 yıldır sanayiciler üretimde yapabileceklerini maksimum seviyede yapmış durumdalar ve bundan sonra yapabilecekleri çok bir şey yok. Çünkü kendi enflasyonları %17 - 18 bandında ama tarım %30, hizmetler sektöründe 45 - 50'leri buluyor. Bu işte özel okullar, şunlar bunlar, servisler falan dediğiniz zaman yani paçalda aslında 30'un üzerinde bir enflasyon ama sanayici 17.
Şimdi 1970'li yıllara geliyorsunuz; diyor ki ilk başlangıçtaki "Biz sanayi odasıyız, aslında tarıma karışamayız ama bu tarım enflasyonu altında paçalda akıllı ilaç kullanmadığımız için, herkese aspirin verdiğimiz için aslında problem şurada sanayicinin üstüne daha çok yükleniliyor. Aslında çözülmesi gereken tarım." Hani ben buradan Ayşe Başkanıma da özellikle seslenmek istiyorum; gerçekten kent tarımı çok son derece kıymetli ve önemli. Benim bildiğim kadarıyla ki okumuştum böyle bir makale; Paris'in %10'u kendi tarımını yaparak kentini idare edebilecek bir altyapıya sahip, hidroponik tarımlar. Millet evlerinin balkonlarında, bodrumlarında, çatılarında vesairelerinde falan hani bunu esmeklerde belki geliştirmek hani kent içi kentin içerisinde bir tarımı oluşturmak en azından kentin enflasyonuna değer katar diye düşünüyorum. Bir mikro ölçekte öneri olabilir bu ama gelecek açısından Türkiye'nin bence en önemli çözmesi gereken sorunlardan biri tarım. Burayı çözmediğimiz sürece çünkü enflasyon dediğimiz olgu kümülatif incelendiğinde gerçekten bizim sanayi girdilerimizi de etkiliyor.
Doların ve diğer ekonomik göstergelerin durumundan bahsediyoruz ancak burada devalüasyon yapıp başka geçici çözümler üretmek yerine daha yapısal çözümlere bakmak gerekiyor. Bu nedenle planlı tarım, kent tarımı, hidroponik tarım, endüstriyel tarım ve su havzaları gibi konuların üzerinde durulmalıdır. Türkiye’nin en önemli problemlerinden bir tanesi olan suyun iyi yönetilmesi ve iyi planlanması şarttır. Bu meselenin bir an önce çözüme kavuşturulması icap etmektedir.
1970 yılı bildirgesinde tarım konusu için 3 sayfa ayrılmıştır. Orada tarım meselesini çözmeyenlerin artık değer yaratamayacağı belirtilmiştir. Türkiye’nin sermaye birikimi oluşturabilmesi için mutlaka doğal kaynaklarına ve tarıma yönelmesi, buralardan artı değer üretmesi gerekmektedir. Sermaye oluşumu sağlandıktan sonra bunun endüstriye ve sanayiye aktarılması hedeflenmelidir. Ancak aradan geçen 56 yıla rağmen tarım konusu maalesef tam anlamıyla çözülememiştir. Biz bu temel meseleyi halletmediğimiz sürece istediğimiz kadar üretim yapmaya çalışalım, kalıcı bir başarı elde edemeyiz.
Mevcut sermayenin israfının önlenmesi ve o dönemdeki yatırımların çeşitlendirilmesi gibi konular da büyük önem taşımaktadır. İthal ikamesiyle ilgili birçok yatırım yapılmış olsa da plansız hareket edilmiştir. 'Ahmet bu işi iyi yaptı, biz de yapalım' mantığıyla hareket edildiği için kaynaklar verimli kullanılamamıştır. Bildirgede değirmen örneği verilerek, bir kişinin değirmen kurup para kazanması üzerine herkesin benzer fabrikalar açmasından şikayet edilmiştir. Yatırımın israfı ile ilgili bu örnekler günümüzde de güncelliğini korumaktadır.
Bu durum Eskişehir’de ve diğer illerde hala devam etmekte. Yakın zamanda Adana’da yaşanan bir örnekte, çiftçi kökenli bir ailenin sanayileşme isteği anlatılmaktadır. Aile üyeleri sanayiye atılmak isterken, her zaman bacası tüten bir nişasta fabrikasını örnek alarak plansız bir şekilde benzer bir işe girişmişlerdir. Bu tür plansız yatırımlar, sermayenin doğru yönetilememesine neden olmaktadır.
Düşük vergi indirim politikaları azami verimi hedef almalıdır. Şimdi bu konu gerçekten çok derinlemesine, burada çok vakit almayacağım. Teknik konular devam ediyor mu? Ediyor. Çözebilmiş miyiz? Çözememişiz. Bu Eskişehir’de de devam ediyor bu arada. Bunun haricinde bankacılık sistemi ile ilgili işin finansmana erişimi vesaire, şusu busu yatırım bankacılığıyla ilgili olan kısımlar çözülmüş mü? Vallahi çözülmemiş yani. Yani en azından bugünden baktığımda çözülmemiş.
Yine enflasyonla ilgili olan kısım, o dönemlerde en büyük sıkıntı Türkiye'nin en büyük düşmanı olarak gösterilmiş. Çözülmüş mü? Çözülmemiş. Gene aynı durumdayız. Yabancı sermaye dış kredilerden faydalanım yükünü arttırır vesaire gibi güzel yorumlar yapılmış, gene aynı problemleri yaşıyoruz. Teknolojik bilgimizi hızla arttırmalıyız.
Yabancı sermayede özellikle Gümrük Birliği süreci ve arkasından Avrupa Birliği ile müzakere başlatıldığında ciddi bir artış oldu. Hakkını teslim etmek lazım ama sonrasında durdu. Yani şimdi biz tabii burada şundan bahsetmişiz; teknoloji transfer ederken aslında kopyala yapıştır yapmışız. Kendi teknolojimizi geliştirmemişiz, aslında üstüne... Çin yapmış mesela bunu. Yani Çin belli bir teknolojiyi almış, Cisco’dan teknolojiyi çalmış, gitmiş Huawei olarak dünyanın içinden geçiyor adam şu anda. Yani Cisco'nun çok çok daha üstünde bir dünya şirketi yaratmış durumda. Biz bunu başaramadık mesela.
Mesela nükleer enerji ile ilgili biz Berat Bey Enerji Bakanı iken gittik, teknolojiyi olduğu gibi götürmüş oraya, onlardan teknoloji almış. Şimdi 60 tane nükleer santral yapıyor kendi adam. Yine teknolojik bilgimizin hızlandırılması, tek tek geçeceğim, teknik eğitimin daha fazla ve ağırlık verilmesi ile ilgili o dönem konuşulmuş. Çok güzel. Metin Başkan, Nadir Başkan bir araya geldiğimiz zaman konuştuğumuz bütün konuları 1970'lerde de konuşmuşlar. Aynı hikaye teknik eğitim; işte teknik eğitimin geliştirilmesi, bu yönde çabalar harcanmış. Yapılmış mı? Hani evet ama "yetmez ama" dediler ya bir ara, öyle bir durum yani.
Teknoloji transferlerinin titizliği, burada önemli maddelerden bir tanesi üniversitelerimizin artık silkinmesi lazım demişler. Yani teknoloji üretsin bu üniversiteler, destek versin sanayiciye, sanayi iş birliği, üniversite iş birliği gelişsin demişler. Üniversitelerden çok dertliler 1970 yılında, biz de dertliyiz. Şimdi bize diyorlar ki inovasyon yapın, 1 dolara satmayın kilogramını, 10 dolara satın, 5 dolara satın, Ar-Ge yapın. Ya hangi adamla yapacaksın? Kiminle yapacaksın? Hani ben yaptım. Şimdi ekip kuruyoruz, arkadaşları kuruyoruz, aldığımız çocuklar donanımlı gelmiyor. Bunların eğitimi için tekrar uğraşıyoruz. Bir daha uğraşıyoruz. Şimdi burada gerçekten Ar-Ge ve inovasyonla büyüyeceksek eğer o entelektüel sermayeye işte Hakan Bey'in dediği entelektüel sermayeye çok fazla yatırım yapmak gerekiyor. Bunlar çözülmemiş. Biz bu konuda bu arada Eskişehir olarak daha şanslıyız tabii onu da söylemeliyim yani.
Devletin sanayi politikası daha tutarlı olmalıdır demişler 1970 yılında. Buraları pas geçeyim. Sanayi planlaması yeniden ele alınmalı ki bunlar gerçekten güncel olarak bugün... Ki o dönem planlı dönem yani tabii. Planlı döneme yeni geçilmiş bu arada, ilk birkaç yılından bir tanesi. Devlet, işçi, sermaye ilişkilerinin yeni baştan düzenlenmesi; kamu iktisadi teşekküllerinden oradaki yüksek maaşların ya da kamudaki yüksek maaşların özel sektöre yansımaları, oradaki talepler, bu arada işçi hakları vesaire falan gibi olan kısımda tamamen siyasal olarak görülen süreçlerde kamu iktisadi teşekküllerinin hani işçi maaşları üstünden gitmiş ve özel sektörün bu işçi maaşları üzerinde şu anda ezildiği, kimsenin de mutlu olmadığı ile ilgili ki şu anda da böyle bir çalışan barışı problemi var. Baktığınız zaman yine de iktisadi devlet teşekkülleri vesaire.
Burada esasen ortak pazara girmekle ilgili olan kısımlar tabii ki Türkiye'nin kazanımlarından bence de Avrupa Birliği olan süreçleri falan ama onlar o dönem bunu kapitülasyonlardan olan risklerinden ya da kapitülasyonların bize 500 yıl boyunca yaşattığı refleksten dolayı Avrupa Birliği’ni çok anlayamamışlar. Belki o dönem için konjonktürel olarak doğruydu ama evet o dönemde... Şimdi baktığımız zaman sanayinin, sanayicimizin Eskişehir'de sıkıntıları var ama ben bu sıkıntıları siz de çok yazıyorsunuz çiziyorsunuz, çok teşekkür ederiz ağzınıza sağlık. Ama kent olarak da bir sanayi açısından bakmak gerekiyor. Eskişehir bu anlamda gerçekten diğer kentlerden ayrışıyor. Bizim sektörel çeşitliliğimiz Eskişehir'de çok fazla var. Bir yatırımcı geldiği zaman aslında kentin yapısına da fazlasıyla bakıyor. Ben bu arada bütün Eskişehirlilere de teşekkür etmek istiyorum; Sayın Başkanımız başta, başkanlarımız başta olmak üzere. Hani Eskişehir Türkiye'nin hatta dünyanın 10 güvenli kentinden bir tanesi. Hani geldiğimiz iyi noktalar da var kent olarak.
Yine de şikayet etsek de 3 tane üniversitemiz var, insan kaynakları ile ilgili o erişim ve ulaşım sağlayabiliyoruz bu anlamda. Yine yatırım yapmak açısından birazdan başkanım anlatacaktır; pırıl pırıl bir organize sanayi bölgemiz var ama kentin çeperlerinde dediğimiz gibi 1600 üyemiz var bizim. Kentin birçok yerinde aslında sanayiye erişim ve ulaşımla ilgili, yatırımla ilgili pek bir sıkıntımız yok. Arsa maliyetlerinden şikayet ediyoruz tabii ki ama bu normal bugünkü durumla alakalı, bu bir devlet politikası. Yeni organize sanayi bölgelerin ya da yeni ucuz alanların oluşturulması ile ilgili hani finansman olarak sanayicinin cebinden daha az para çıksın anlamında söylüyorum, önemli. Bu anlamda Eskişehir gerçekten potansiyeli yüksek.
Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim; hani Eskişehir'in en büyük problemlerinden bir tanesi ki bu konuyla ilgili hepimiz çalışıyoruz, limanlara bağlantı, Gemlik Limanı’na bağlantı bence son derece önemli. Eskişehir'in ihracatının çok önemli bir kısmı kara yolu ile yapılıyor ki biz hani bir raylı sistemler veya tren yolu kenti olarak ya da ne bileyim lokomotif kenti, vagon kenti, demiryolları kenti olarak bu kent ihracatının neredeyse tamamının kara yoluyla çıkması hem yeşil enerji hem yeşil dönüşüm hem yeşil mutabakat açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz ama limanlara açılmakla ilgili de önümüzdeki zannediyorum 3-4 yıl içerisinde çözülecek olan bir durum. Şu anda bir 22 kilometrelik yol var Gemlik ile Yenişehir arasında. Organize sanayi bölgesi bağlantımız gerçekleşiyor, başkan birazdan daha detaylı aktarır onları. Lojistik problemlerimiz var, bu kentin bence sanayisi ile ilgili en büyük sıkıntılarından bir tanesidir. Hani ben bunu sadece OSB açısından söylemiyorum; Çukurhisar'daki üyelerimiz, diğer ilçelerimizdeki üyelerimiz, şehir merkezindeki üyelerimiz açısından da.
Finansmana erişim vesaire falan ama Eskişehir'e ortak bir gelecek kurabilmek için de benim en büyük hayalim Eskişehir'in gençlerini Eskişehir'de tutabilecek yatırımlara fazlasıyla ihtiyaç var. Artık teknoloji ve bilgi çağındayız. Evet Hakan Bey çok güzel söyledi, üretime dönüyor olmamız gerekiyor, mutlaka o süreçleri gerçekleştirmemiz gerekiyor ama o klasik yöntem 1980'ler, 90'lardaki klasik yöntemlerle de olmuyor. İşte burada o ikiz dönüşüm dediğimiz dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, bununla birlikte verimlilik, hatta toplum 5.0 dediğimiz toplumsal dönüşüm, zihniyet dönüşümü, zihniyet açısından farklı bir bakış açısıyla yeni üretim teknikleri geliştirmek, bizim şehrimizin çocuklarına gerçekten iş bulabiliyor olmak, hatta üniversiteye eğitime gelmiş çocuklarımızı şehrimizde tutabiliyor olmak için hem yaratıcı endüstriler kısmında hem üretim kısmında hem teknolojik fabrikalar kısmında hem yazılım kısmında gerçekten yeni alanlar planlı, yeni çalışmalar, yeni vizyon projeleri ortaya koymamız gerekiyor. Çünkü entelektüel sermaye bu kente geliyor ve gidiyor.