Eskişehir Dost Dernekler Federasyonu'nun düzenlediği programda konuşan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan şu ifadeleri kullandı;
"Bugün Eskişehir’de, Anadolu’nun bağrındayız. Anadolu insanıyla bir aradayız ve bu soğuk havaya rağmen içimizi ısıtan bir ev sahipliğiyle karşı karşıyayız. Bundan dolayı büyük bir bahtiyarlık yaşıyoruz. Seyit Battal Gazi’nin ve Yunus Emre’nin şehri Eskişehir’imizde siz değerli Eskişehirlilerle, Doğu ve Güneydoğu bölgemizden buraya göç etmiş kardeşlerimizle bir arada olmaktan büyük bahtiyarlık duyuyorum.
Tabii ki sözlerimin başında Merhum Erbakan Hocamıza da Allah’tan gani gani rahmet diliyoruz. Biraz evvel konuşmacıların da ifade ettiği gibi 'Önce Millet' anlayışıyla, hakkı üstün tutan bir anlayışla ne zaman iktidar ortağı olsa ve ne zaman başbakan olsa paylaşımda adaleti ve yönetimde adaleti tesis eden adil düzenin savunucusu, Millî Görüş Hareketi banisi, milletini gerçekten samimi olarak seven ve o milletin derdiyle dertlenen bir lider olarak Merhum Erbakan Hocamızı rahmetle anıyoruz. Cenab-ı Allah bizlere de onun yürüdüğü yoldan yürüyerek onun yapmış olduğu hayırlı hizmetleri gerçekleştirmeyi inşallah nasip eylesin diyorum.
Tabii ki bugün aramızda bulunan, bizleri yalnız bırakmayan kıymetli basın mensuplarına da otelimizin personeline de ev sahiplikleri için ayrıca teşekkür ediyorum. Değerli kardeşlerim, Merhum Erbakan Hocamızı anmışken kendisinin meşhur bir sözünü de anmak istiyorum. Ne diyordu? 'Domuzdan post, Amerika’dan dost olmaz.' diyordu.
Bu Amerika, Amerikan yönetimi -çok affedersiniz- bir terbiye edilmemiş aygıra benzer. Her canı sıkıldığında bir yeri teper diyordu. Şimdi de İran’dan sonra Venezuela’ya kafayı takmış emperyalist, ırkçı, siyonist Amerikan yönetimi, Venezuela’yı aklı sıra terbiye etmeye çalışıyor. Böyle bir noktada bu saldırıyı, bu siyonist ve emperyalist saiklerle gerçekleştirilen saldırıyı en şiddetli şekilde kınıyoruz.
Erbakan Hocamızın o sözlerini bir kez daha hatırlıyorum. Diyordu ki: 'Bu Amerika, kuvveti hak sebebi saydığı için, yani ben güçlüyüm öyleyse istediğimi yaparım anlayışına sahip olduğu için herkesi ezmekten çekinmiyor.' Bütün dünyanın jandarması gibi sömüremediği, söz geçiremediği, uslu çocuk olmayan ülkelere de bu bombaları yağdırmaya kalkıyor.
Tabii bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın da Donald Trump’ı arayarak bir diğer dostumuz olan Maduro’nun ülkesinde böyle bir saldırının yapılmasını kınadığımızı ve onaylamadığımızı iletmesi gerektiğini ifade ediyorum. İsrail’e karşı duruşu sebebiyle, Venezuela petrollerinin sömürülmesini engellemesi sebebiyle, emperyalizme geçit vermek istememesi sebebiyle Venezuela bugün emperyalist ve siyonist Amerika tarafından cezalandırılıyor. Bu saldırının kınanacak bir saldırı olduğunu, asla onaylamamızın mümkün olmadığını bir kez daha ifade ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da Donald Trump’ı arayarak bu saldırının durdurulmasını istediğini ifade etmesi gerektiğini belirtiyorum.
Türkiye'de yapılan bütün anketlerde vatandaşın en önemli sorunu olarak ekonomik sorunlar karşımıza çıkıyor. Asgari ücret 22.000 TL'den 28.000 TL'ye getirildi ve bugün açlık sınırı 30.000 TL'nin üzerindedir. Dolayısıyla asgari ücretli milyonlar, açlık sınırının altında bir maaşla yaşama mücadelesi veriyor. Bir haneye iki asgari ücret girse 56.000 TL yapıyor; yoksulluk sınırı ise 100.000 TL seviyesindedir. Yani karı koca çalışıp asgari ücret alsalar dahi o hanenin geliri yoksulluk sınırının neredeyse yarısı kadardır.
Emekliler: Maaşları açlık sınırının yarısı kadar bir seviyede olduğu için perişan durumdadırlar.
Çiftçiler: Yüksek girdi maliyetleri, düşük taban fiyatları ve yetersiz destekler sebebiyle zor durumdadırlar.
Küçük Esnaf: Faizler, kira artışları, vergiler, sigorta primleri ve alım gücünün düşmesi nedeniyle geçim sıkıntısı yaşamaktadırlar.
Matematiksel olarak Türkiye'de halkın %45'i açlık sınırının altında, %80'i ise yoksulluk sınırının altında gelire sahiptir. Sosyal yardım alan hane sayısı 4.000.000'un üzerine çıkmış durumdadır; bu da yaklaşık 20.000.000 insanın sosyal yardım aldığı anlamına gelir.
İşsizler ordusu 10.000.000'u aşmış durumdadır. "Ev genci" olarak adlandırılan, ne eğitimde ne de işte olan gençlerin sayısı 5.000.000'a ulaşmıştır. Bu rakam, küçük bir Avrupa ülkesinin nüfusu kadardır.
Ekonomik sıkıntıların temel sebebi borç-faiz ekonomisidir. Kaynaklar şu üç kanala aktarılmaktadır:
Faiz ödemeleri. Kamudaki israf. İmtiyazlı holdinglere yapılan haksız kaynak aktarımı.
2026 yılında ödenmesi öngörülen faiz tutarı 2.74 trilyon TL'dir (yaklaşık 60 milyar dolar). Bu para ile şunlar yapılabilirdi:
750.000 adet 3+1 daire inşa edilerek Türkiye'nin bir yıllık konut ihtiyacı ücretsiz karşılanabilirdi.
İstanbul'da 500.000 konut yapılarak deprem dönüşüm sürecinin üçte biri tamamlanabilirdi.
İmalat sahasında 63.000 adet orta ölçekli işletme kurulabiliyor ve bu 63.000 işletmede 1.000.000 vatan evladı istihdam edilebiliyor. Bir senede faize verdiğiniz para ile Türkiye’nin konut ihtiyacını çözmeniz mümkün veya 1.000.000 insana istihdam sağlamanız mümkün. Ama bunlar yapılmıyor, para faize gidiyor. Neden? Çünkü israf var, çünkü imtiyazlı holdinglere kaynak aktarımı var. Kaynak üretmek diye bir şey yok; böyle olunca bütçe açık veriyor, bütçe açık verdiği müddetçe de borç alınıyor, borç alındıkça da faiz ödeniyor.
Dolayısıyla bu canavarların bu paraları, bu imkanları yemesi sebebiyle bu hizmetler yapılamıyor. Bu sebeple asgari ücretli, emekli, çiftçi, köylü, küçük esnaf perişan oluyor. Yine bu parayla Türkiye’deki bütün SMA hastalarının tedavisini gerçekleştirmeniz mümkün; bu paranın sadece %5 kadar bir kısmıyla. Türkiye’deki bütün SMA hastalarının tedavisi 140.000.000.000 TL tutuyor; faize verdiğiniz paranın 20’de 1’i ile bütün SMA hastalarını tedavi etmeniz mümkün. Faize ödediğiniz paranın %7’si ile 3.000.000 emeklimizin, en düşük emekli maaşı alan 3.000.000 emeklimizin maaşını asgari ücretle eşitlemeniz mümkün. Ve yine bu faize verilen parayla tek seferde 215.000 öğretmen atayıp 20 sene boyunca maaşlarını ödemeniz mümkün.
Şimdi atanamayan öğretmenlerimizin sıkıntılarını hepimiz biliyoruz. Neden atanamıyor? "İmkan yok, kaynak yok". Hayır, kaynak var, imkan var ama faize gidiyor. Bu faize gitmek yerine millete gitse 215.000 öğretmeni hemen bugün itibarıyla atayıp 20 senelik maaşlarını da bu parayla verebilmeniz mümkün. Faize verdiğiniz parayla yapılabilecek diğer bir hizmet nedir? 11.000.000 asgari ücretlinin maaşını 44.000 TL'ye çıkartabilirsiniz. 22.000 TL idi ya, "Ben bunu 44.000 yaptım" dersiniz devlet olarak. "Yarısını işveren versin, 22.000'ini de ben veriyorum" dersiniz. Yarısı devletten, yarısı işverenden olmak üzere 11.000.000 asgari ücretlinin maaşını 44.000 TL'ye çıkartmanız mümkün.
Bu sene faize verilecek para, ailenin korunması ve güçlendirilmesine ayrılan payın 126 katı. Aile yılı ilan edildi ya; aile yılı ilan edilen bir senede bile faize verilen para, ailenin korunmasının ve güçlendirilmesinin 126 katı. Bağımlılıkla mücadeleye ayrılan payın 183 katı faize veriliyor; çocukların korunması ve gelişiminin sağlanmasına ayrılan payın 50 misli faize veriliyor. Faizin nasıl bir canavar olduğunu anlatıyorum. Bu faiz neden kaynaklanıyor? Denk bütçe yapılmadığı için. Denk bütçe yapılmayınca ne oluyor? Borçlanma oluyor, borçlanma olunca da bu faiz ödemesi ile karşı karşıya kalınıyor. Denk bütçe neden yapılmıyor? Kamudaki israftan ve imtiyazlılara, holdinglere haksız kaynak aktarılmasından.
Biraz sonra onlara da kısaca değineceğim. Kırsal kalkınmaya ayrılan payın 45 katı faize veriliyor bu sene, bütçeden ayrılan paylar bakımından söylüyorum. Sanayinin geliştirilmesi, üretim ve yatırımların desteklenmesine ayrılan payın 15 katı faize veriliyor ve tarıma ayrılan payın 6 katı faize veriliyor. Ondan sonra tarım ve hayvancılık can çekişiyor. Milyonlarca çiftçi; böyle bir tarım ülkesi, en verimli topraklar, en güzel iklim koşulları, bütün dünyayı tarım ürünleri bakımından besleyecek bir Türkiye ithalata mahkum oluyor. Neden? Çünkü çiftçiye, köylüye verdiğin desteğin 6 katını faize veriyorsun, onlara yeterli desteği yapmıyorsun, onlar da üretemiyorlar.
Borçlanma aynı hızla devam ediyor; 2,72 trilyon liralık bütçe açığı var. Bütçe, yamalı bohça bütçesi rahmetli Erbakan Hocamızın tabiriyle. 2,72 trilyon liralık bu bütçe açığının tamamının borçlanmayla karşılanacağı ifade ediliyor. Yani 2,74 trilyon lira faiz ödeyeceğim, 2,72 trilyon lira da borç alacağım. Dar gelirlilere vergi zamları geliyor, vergi cezaları geliyor, yeni vergiler ihdas ediliyor ama imtiyazlı holdinglerin vergileri siliniyor. Bakın bu sene bütçeden 2,4 trilyon liralık gelir ve kurumlar vergisinden vazgeçildi. 2,4 trilyon liralık gelir ve kurumlar vergisi. Gelir vergisini, kurumlar vergisini kim veriyor? İmkanı yerinde olanlar, zenginler. Hayır, bunlar vergi vermesin; bunların vereceği 2,4 trilyondan vazgeçiyorum. Bu 2,4 trilyonun da en aşağı yarısı, 1 trilyonluk bir kısmı iki elin parmaklarını geçmeyen imtiyazlı holdinglerin borçları."





