DEV DİSK Emekli Sen Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç şu ifadeleri kullandı:
“8 Mart biz kadınların emeği, eşitliği ve özgürlüğü için verdiği tarihsel mücadelenin simgesidir. 8 Mart yalnızca bir anma günü değil, sömürüye, eşitsizliğe, şiddete ve ayrımcılığa karşı haklarımız için mücadele etme günüdür. Ancak bugün dünyanın pek çok yerinde savaşların ve çatışmaların en ağır yükünü de yine kadınlar taşıyor. Savaşlar yaşamları yıkıyor, yoksulluğu derinleştiriyor ve kadınların hayatlarını daha da güvencesiz hale getiriyor. Bu nedenle barış talebi, kadınların en temel taleplerinden biridir. Başta İran’da, Filistin’de savaşın ve işgalin gölgesinde yaşam mücadelesi veren kız kardeşlerimize ve dünyanın dört bir yanında savaşa karşı özgürlükleri için direnen tüm kadınlara dayanışma duygularımızı gönderiyoruz.
Bugün, 8 Mart’ta her zaman olduğu gibi dünyanın dört bir yanında kadınlar eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için taleplerini haykırıyor. Biz de buradan DİSK’li kadınlar olarak aynı kararlılıkla sesleniyoruz.
Biz kadınlar hayatın her alanında eşitsizlikle ve ayrımcılıkla yüz yüzeyiz. Siyasal iktidarın yıllardır sürdürdüğü piyasacı, otoriter ve cinsiyetçi politikalar toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor, kadın emeğini değersizleştiriyor ve kadınları eve hapsetmeye çalışıyor. Nitekim son veriler Türkiye’de her 10 kadından yalnızca 3’ünün istihdamda olduğunu, kadın istihdam oranının yüzde 32 civarında seyrederken erkeklerde bu oranın yüzde 66’nın üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tablo, işgücü piyasasında cinsiyet temelli eşitsizliğin biz kadınlar aleyhine kalıcı hale getirildiğini göstermektedir.
Bugün Türkiye’de biz kadınlar erkeklere kıyasla daha düşük ücretlerle, daha güvencesiz koşullarda ve daha esnek biçimlerde çalıştırılıyoruz. Çalışan kadınların yaklaşık yüzde 30’u kayıt dışı çalıştırılmakta, özellikle kısmi zamanlı işlerde güvencesizlik oranı yüzde 60’lara kadar çıkmaktadır. Bu tablo kadın emeğinin sistematik biçimde değersizleştirildiğini gözler önüne sermektedir.
Eşdeğer işe eşit ücret hâlâ en temel taleplerimizden biridir. Kadınların erkeklerle aynı nitelik ve sorumluluk düzeyindeki işleri yapmalarına rağmen daha düşük ücret alması kabul edilemez bir ayrımcılıktır. Ücret eşitsizliği, denetimsiz ve cinsiyetçi bir çalışma rejiminin sonucudur. 8 Mart’ta talebimiz açıktır: Eşdeğer işe eşit ücret yasal ve fiili olarak güvence altına alınmalıdır.
Biz yalnızca işyerinde değil, yaşamın bütününde ayrımcılığa maruz bırakılıyoruz. Ev içi ve bakım emeği kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp bizim “doğal görevimiz” gibi sunuluyor. Kreş hakkının yaygınlaştırılmaması, yaşlı ve engelli bakımının kamusal olarak desteklenmemesi biz kadınları ya düşük ücretli işlere ya da işgücünün dışına itiyor. Nitekim Türkiye’de 21,5 milyon kadın işgücüne dahil değildir ve milyonlarca kadın ev içi bakım yükümlülükleri nedeniyle çalışma yaşamının dışında kalmaktadır.
Oysa biz biliyoruz ki bakım emeği toplumsal yeniden üretimin temel dayanağıdır ve kamusal bir sorumluluktur. Ücretsiz ve nitelikli kreşlerin yaygınlaştırılması, yaşlı ve hasta bakım hizmetlerinin kamusal olarak örgütlenmesi ve ev içi ücretsiz emeğin sosyal güvence kapsamına alınması toplumsal cinsiyet eşitliği için zorunludur. 8 Mart’ta bir kez daha söylüyoruz: Bakım yükü bizim kaderimiz değildir.
8 Mart’ın tarihsel mirası bize şunu göstermektedir: Haklar lütufla değil mücadeleyle kazanılır. Eşitlik ancak örgütlü olduğumuzda mümkündür. Sendikalarda, işyerlerinde, mahallelerde, meydanlarda yan yana geldiğimizde taleplerimizi haykırdığımızda, şiddete ve ayrımcılığa karşı birlikte durduğumuzda güçleniriz. Ancak bugün Türkiye’de her 10 kadın işçiden yalnızca biri sendika üyesidir ve kayıt dışı istihdam da hesaba katıldığında gerçek sendikalaşma oranı yüzde 7’ye kadar düşmektedir. Bu nedenle kadınların örgütlenmesi yalnızca bir hak değil aynı zamanda eşitlik mücadelesinin temel aracıdır.
Bugün burada taleplerimizi hep beraber el ele, kol kola yeniden haykırıyoruz
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
25 Haziran 2021’de yürürlüğe giren ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi Türkiye Hükümeti tarafından onaylanmalı, etkin biçimde uygulanmalıdır.
Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir.
İktidarın politikalarında kadın istihdamını artırmak için önerilen esnek çalışma biçimleri yerine kadınlar için tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.
Kadınların işgücüne katılımının önündeki en büyük engellerden olan ve kadınlara özgü görülen bakım sorumlulukları için kamu kurumları ve yerel yönetimler tarafından kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım evleri gibi merkezler açılarak herkesin ücretsiz yararlanabileceği bir hak olarak tanımlanmalıdır.
Kamu özel ayrımı olmaksızın çalışan ebeveynlere dönüşümlü ve eşit olarak ücretli izin verilmelidir.
DİSK’li kadınlar olarak meydanlardan haykırdığımız talepleri örgütlü mücadelemizle ilmek ilmek örüyor, toplu iş sözleşmelerimizde taleplerimizi görünür kılıyoruz. Fabrikalarda, belediyelerde, bürolarda, tezgahlarda tüm işyerlerinde mücadelemize sahip çıkıyoruz. Toplu iş sözleşmelerimize İstanbul Sözleşmesi ve ILO 190 kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik düzenlemelerin yaşama geçirilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını teyit ediyor, ayrımcılık yasağını güvence altına alıyoruz. Kadınlara yönelik şiddet ve taciz vakalarında mücadele prosedürlerini ve politikaları kapsamında psikolog desteğini, eşine şiddet uygulayan erkek işçiye mali yaptırımları, iş akdinin feshi gibi idari yaptırımları hayata geçiriyoruz. İşyerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve ayrımcılığı önlemek amacıyla işe alım politikasında kadın kotasını uyguluyoruz. Çünkü biliyoruz ki haklar yalnızca talep edilerek değil, sözleşmelere yazdırılarak ve uygulanarak kazanılır.
Bugün 8 Mart’ta bir kez daha ilan ediyoruz: Haklarımızı geri alacağız. Eşdeğer işe eşit ücret için, güvenceli çalışma için, kamusal kreşler için, şiddetsiz işyerleri ve şiddetsiz bir yaşam için, özgürlük ve eşitlik için örgütleneceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu düzen değişmeden eşitlik gelmez ve bu düzeni değiştirecek olan örgütlü kadınlardır. Bu nedenle işyerlerimizde ve toplumun her alanında kız kardeşlerimizin ellerinden tutarak örgütlenmeye devam edeceğiz.
Tut elimden örgütlen. Yaşasın kadın dayanışması. Yaşasın 8 Mart. Yaşasın DİSK.”