Mardin Nusaybin Kamışlı sınır hattında, Suriye tarafındaki terör örgütü YPG yandaşları tarafından Türk bayrağına yönelik yapılan saldırıya Eskişehir’de tepki yürüyüşü gerçekleştirildi. Yürüyüş esnasında da Cumhur İttifakına yönelik eleştiriler olmuştu. Konu hakkında konuşan MHP Eskişehir İl Başkanı İsmail Candemir şu ifadeleri kullandı;

"Öncelikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve onun lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin bayrak sevgisini tartışmak kimsenin haddine değildir. Bunu herkes bir kere geçecek. Çünkü biz bu bayrak için bedel ödemiş bir hareketiz; gerekirse sonuna kadar da öderiz. Talihsiz bir olay yaşanmıştır. Her zaman söylediğimiz gibi bayrak, egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın simgesidir. Ona uzanan elleri de, o ellerin arkasındakileri de kırarız. Bundan yana hiçbir tereddüdümüz yoktur; kimsenin gözünün yaşına da bakmayız. Ancak bu olay üzerinden siyaset devşirmeye kalkmak ve Milliyetçi Ülkücü Hareket’i farklı düşünüyormuş gibi göstermeye çalışmak kimsenin haddine değildir. Herkes haddini bilecektir. Böyle bir dünya yoktur.

Türkiye bugün farklı bir süreçten geçmektedir. Yaklaşık 50 yıllık bir terör örgütünü bitirme noktasına gelmiş durumdayız. Bu sürecin en başından beri söylediğimiz şudur: Bu süreci zehirlemek isteyenler mutlaka olacaktır. Nitekim bu olayların başlangıcını daha önce yaptığımız basın açıklamasında detaylı şekilde ifade ettik. Nusaybin’de DEM Parti’nin gerçekleştirdiği grup toplantısı ve oradaki kışkırtıcı söylemlerin ardından bu olay yaşanmıştır. Bununla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenlik güçleri gereğini yapmış, suçlular yakalanmış ve adalet önünde hesap vereceklerdir.

Burada amaç açıktır. Bir olay yaşandığında şu soruyu sormak gerekir: “Bu kime yarıyor, kime yaramıyor?” Bu işin arkasında kimler olabilir? Terörsüz Türkiye’den ve terörsüz bir bölge hedefinden kimler rahatsızdır? İsrail rahatsızdır, emperyalist güçler rahatsızdır, yabancı istihbarat örgütleri rahatsızdır.

Peki sözde milliyetçiler neden rahatsızdır? Açıkçası ben de bunu merak ediyorum. Ne olmuştur? Sayın Genel Başkan 22 Ekim’de yaptığı çağrıda ne söylemiştir? “Ya silahlarınızı bırakır, Türkiye partisi olursunuz ya da sarı torbaya girersiniz,” demiştir. O günden bugüne ne değişmiştir? Hiçbir şey değişmemiştir. Biz bu söylemin sonuna kadar arkasındayız. Terörle mücadeleyi savsakladığımız söz konusu değildir.

PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olan partilere oy veren vatandaşlarımız, bu süreçte bu yapıların ve terör örgütünün kimlerin maşası, kimlerin aparatı olduğunu açıkça görmüştür. Anlam veremediğim husus, sözde milliyetçi partilerin bunu görmemekte neden ısrar ettiğidir. Kimse bize Türk bayrağı üzerinden el sallamaya kalkmasın; o eli kırarız. Açıkça söylüyorum, kırarız. Kimse sabrımızı zorlamasın, sinir uçlarımızla oynamasın. Milliyetçi Ülkücü Hareket’in bayrak için ödediği bedeli herkes çok iyi bilir. Bu bedeli ödemekten de, ödetmekten de asla imtina etmeyiz.

Herkes önce kendine bakacaktır. Dün altılı masada o yapılarla pazarlık yapıp milletvekilliği, meclis üyeliği ve belediye başkanlığı hesapları yapanlar kimlerdi? O partinin grup başkanvekili, Meclis’te İYİ Parti’nin mevcut genel başkanına “Bu koltuklarda bizim sayemizde oturuyorsunuz” dediğinde neden tek kelime edemediler? Daha önce de söyledim, bir kez daha söylüyorum: Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun katiline sponsorluk yapan, burs veren şahsı İstanbul 3. Bölge’den aday gösterip milletvekili seçtirenler onlar değil miydi?

Bizim ağzımızı açtırmasınlar. Milliyetçi Ülkücü Hareket’in bayrak, vatan, millet ve devletin bekası konusundaki sicili tertemizdir. Herkes kendi siciline baksın. Buradan onlara ekmek çıkmaz."