İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Raşit Yılmaz şu ifadeleri kullandı;
"Eskişehir'de bulunmaktan son derece memnunum, mutluyum. Aslında çok aşina olduğum, pek çok dostumuzun, ahbabımızın bulunduğu bir şehir. Aynı zamanda o dinamik yapısıyla hem bir eğitim hem bir sanayi hem bir kültür şehrine dönüşmüş haliyle çok iftihar ettiğimiz bir şehrimiz. Tabii gazetecilerle de yeni görevim nedeniyle çok fazla haşır neşir oluyorum, mesai arkadaşıyız, artık öyle saymak lazım. Dolayısıyla ben zaten 8-10 senedir çok etimle kemiğimle hissettiğim şeyi sizle yüz yüzeyken bile Eskişehir'deki gazeteci arkadaşlarımla paylaşmayı arzu ederim. Biz özgür basının kıymetini biraz eşekten düşerek anlattık. Dolayısıyla çok kitabi anlamadık. Son 10 senede Türkiye otoriterleşti ve bu memleketin tapu sahibi olan milletin kendi mülkünde olup bitenleri anlaması için bütün sağlıklı sıhhatli bilgileri sizlerin sayesinde milletimiz elde etti. Dolayısıyla son derece milli bakımdan kuvvetli, muhkem, sağlam bir iş yapıyorsunuz. O yüzden size sade bir vatandaş olma sıfatımla da teşekkür etmek istiyorum. Sağ olun, var olun, iyi ki varsınız.
Biliyorsunuz 2,5 ay kadar önce büyük kongremizi yaptık. Yeni bir divan, yeni bir genel idare kurulu ve teşkilatlarımızla tekrar yolumuza devam ediyoruz. Çok ciddi bir gençleşme oldu ama bu gençleşmenin zaten işaretlerini Eskişehir'de bir süredir veriyoruz. Sevgili kardeşim, kıymetli kardeşim Melih Bey, Eskişehir'de gözümüzün hiç arkada kalmayacağı şekilde teşkilatımızla omuz omuza zaten çok yoğun gayretle çalışıyor. Onun buradaki varlığından da son derece mutluyuz. Zaten Ankara'da da beraber çalışıyoruz genel idare kurulunda. Dolayısıyla Eskişehir'in sorunlarına hem teşkilatımız hem Melih Başkan sayesinde son derece vakıfız. Eskişehir'i özel olarak da çalışıyoruz. Potansiyelinin çok yüksek olduğunu elbette biliyoruz ama nelerin henüz olmadığını ve olması gerektiğine dair de çok ciddi çalışmalar başkanımızla bizle koordinasyon halinde sürdürüyoruz.
Biliyorsunuz Türkiye'de pek çok mesele, pek çok sıkıntı var. Normalde dünyada belki 1-2 ay boyunca sürse bile toplumsal tepkiye çok yoğun yol açacak ekonomik krizle biz senelerdir haşır neşiriz. Hayat pahalılığı artık tahammül edilemez seviyelerde. Emekliler, toplumun pozitif ayrımcılığa tabi tutulması ve ayakta tutulması, desteklenmesi gereken kesimleri hakikaten belki de Cumhuriyet tarihinin en zor son birkaç senesini geçirdi ve geçirmeye de devam ediyor. Ve maalesef Mehmet Şimşek sonrasında da toparlama umutları biraz kısmen toplumda oluşmuştu ama onun da bir kağıttan kaplan olduğu ortaya çıktı ve o konuyla alakalı da bir gelişme olumlu anlamda yaşanmıyor.
Tabii sürekli halkın içindeyiz, insanlarımızla temastayız; çarşıda, pazarda, markette... İnsanımıza bir dokunup bin ah işitiyoruz. Elbette bu ahların tamamı çok sağlam nedenlere dayanıyor. Türkiye artık yönetilemiyor. Türkiye'de artık bir seçim ihtiyacı hava gibi, su gibi mecburiyete dayanan bir zaruret halini almış durumda. Bir seçenek olmaktan çıkmış vaziyette. İnsanlarımız çok ağır bir tablodan bahsediyorlar, bunu her an görüyoruz. Sizler de sahada olan emekçiler olarak bunu zaten görüyorsunuz. Eskişehir gibi kendi kendine fevkalade yeten, Türkiye'ye de çok ciddi katkılar sunan bir kentte bile çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor, ekonomik sıkıntılar yaşanıyor. Bunların elbette farkındayız, arkadaşlarımız da bize bu konuda gereken bilgileri sağlıyorlar.
Dolayısıyla biz bugün burada Eskişehirli vatandaşlarımızla, kardeşlerimizle hasbihal etmeye geldik, teşkilatımızla istişare etmeye geldik. Bundan sonraki aylarda seçim gününe kadar, sandıklar açılana kadar olan süreçte çok yoğun bir millet namına koşma içerisinde olacağız. Yani bu eski tabirle söyleyeyim; gece uyumadan, gündüz oturmadan bir çalışmaya tekabül ediyor. Her yerde İYİ Parti'yi vatandaşlar görecek, nereye baksa İYİ Parti'nin orada kendisi için bir şey yaptığının farkında olacak. Bunu sağlamak için bu haftadan itibaren bütün divanımızın, başkanlık divanımızın tüm üyeleri 30'un üzerindeki vilayette saha çalışması yapacak. Bu ay bitmeden bütün Türkiye'yi bu manada dolaşmış olacağız ve 1,5 ayda bir, azami süre olarak söylüyorum yani 45 günde bir bir genel başkan yardımcımız memleketimizin bir vilayetine asgari gitmiş olacak.
Dertleri, sıkıntıları yerinde tespit edeceğiz, teşkilatlarımızla koordinasyon halinde ve bunları çok yüksek perdeden haklı olmanın, millet namına konuşmanın verdiği özgüvenle kamuoyuyla paylaşacağız. Bu iktidarın neredeyse çeyrek asrı dolduracağı bir zaman dilimine yaklaşıyoruz. Yani seçimin olduğu tarih itibarıyla iktidar 25 senedir ülkeyi yönetiyor olacak. Artık memlekete vereceği en ufak bir şey olmadığı gibi paralel, halüsinatif bir evren yaratıyor iktidar biliyorsunuz. Dolayısıyla olmayan bir iyilik, olmayan bir güzellik, sanki aslında muhteşem bir memlekette yaşıyoruz, kimsenin hiçbir sorunu yok, çocuklar doyabiliyor, protein eksikliği yaşamıyor, anneler beslenme çantalarına gönüllerince sağlıklı besinlerle doldurabiliyor, babalar istediği gibi çocuklarına harçlık verebiliyormuş gibi bir Türkiye yaratılmaya çalışılıyor. Her şeyi araçsallaştıran bir ittifakla, bir iktidarla karşı karşıyız. Bunların kutsal bildikleri bizim kutsal bildiklerimiz sözde ama bunları kendi adlarına basamaklaştırma konusunda büyük bir fütursuzluk görüyoruz. Dolayısıyla kendilerine muhafazakar diyen bu iktidarın hakiki manada muhafaza ettiği bir değere biz rastlamadık. Sizler rastladıysanız bunu da karşılıklı konuşmaktan büyük memnuniyet duyarım. Dolayısıyla bunların muhafazakarlıkları sadece kendi yakınlarının rantını muhafaza etme muhafazakarlığı. Ama biz milletimizin tamamı kalkınsın, mutlu olsun, alnı açık olsun, çocuklarını yurt dışına bir gelecek kurmak için gitmeye mecbur bırakmasın istiyoruz. Dolayısıyla bunun için varız. Halkımızla da bugün iç içe olacağız.
MEDYA AMBARGOSU
"Homojen bir basından bahsedemeyiz. Türkiye çok kutuplaştığı için bu basının sağı var, solu var, merkezde konumlanmak isteyeni var, konumlandığı yere uygun davranmaya çalışanı var, davranmayanı var. Onları tasnif etmek lazım, toptan bir yaftalama biraz haksızlık olur arkadaşlara.
Ama ben hemen hemen üst yöneticiler de dahil medya sektöründeki, basın sektöründeki bütün arkadaşların her kademedeki arkadaşların çok önemli bir kısmının mevcut asyatik otoriter bir tarza evrilen Türkiye'de istedikleri gibi hür, özgür basın faaliyeti yürütemediği için mutsuz olduğunu gözlemliyorum. Görev devir tesliminden sonraki ilk 1 ayda 45-46 tane yaygın basın yayının Ankara temsilcisini ve İstanbul'daki genel yayın yönetmenlerini, genel yayın müdürlerini ziyaret ettim. Özel sohbetler ettik, insani temaslar kurduk. Bunda iktidar yanlısı basın mensupları da vardı, aklınıza ilk gelenlerin pek çoğuna uğradım, uğramadığım hemen hemen yaygın basında kimse yok medyada.
Onlarda da şunu gördüm; gazetecilik yapmak için oturduğu yerde gazetecilik yapamadığını düşünen arkadaşlar iktidar kanadında da olabilir, bir mutsuzluk ve bir mahcubiyet içerisinde. Ama o kadar zapturapt altına alınmış bir vaziyette ki sizin sektörünüz ulusal ölçekte de ve bazı yerel yerlerde; e tabii ciddi zorluklar var.
Ambargo demek evet, iktidar basınında çok ciddi bir ambargo var. Kendilerinin çok spesifik işine yaramayacak şeyleri görmezden geliyorlar ama biz bu noktada şerbetli bir partiyiz zaten. Başkanım da hatırlayacaktır, kuruluştan itibaren yok sayılan, varlığı kabul edilmeyen bir parti olarak ama sosyolojiye de oturan bir şey olduğu için yok edilemeyen bir parti olarak yola çıktık. Dolayısıyla biz kurulduğumuzdan beri ve Tayyip Bey iktidarı aldığından beri hiçbir yeni kurulan siyasi parti yaşayamadı biliyorsunuz.
Şimdi Süleyman Soylu'ları hatırlayın, Numan Kurtulmuş'ları hatırlayın, Sinan Oğan'ı hatırlayın, liste uzuyor gidiyor. Bunların tamamını siyaseten Sayın Cumhurbaşkanı kamulaştırdı. Kamulaştırmadan ne kastediyorum; elindeki orantısız devlet kamu gücüyle kendisine tehdit olarak algıladığı siyasi isimleri devşirmesini kastediyorum. Bunları yaptı, bunun tek istisnası Türkiye'de son 25 senede İyi Parti'dir. Biz hükümetin kullandığı orantısız devlet gücüne rağmen Türkiye'de var olmaya devam eden ve siyaseten dost ya da dost olmayan herkesin de varlığını artık kabullendiği bir partiyiz.
Dolayısıyla bu tip ambargo dönemleri olabilir, hep karşılaştık. Ambargosuz dönemlerimiz çok daha azdır. Dolayısıyla bizim rutinimiz, normalimiz genelde bir ambargoya maruz kaldığımız, sesimizin kısılmaya çalışıldığı dönemdir. İlk kuruluşta da bunu yaşadık, hâlen belli oranlarda bunu yaşıyoruz. Ama bunu aşmanın metotları var; vatandaşımıza dokunmak, vatandaşımızın ayağına gitmek, eldeki henüz kısıtlamaya maruz bırakmayı beceremedikleri kanallarla insanlarımıza ulaşmak ve onların derdini dinlediğimizi önemsediğimizi ve sözcüsü olduğumuzu anlatabilmek. Biz bu işi öyle yapmayı planlıyoruz.
Bunun bazı aslında rakamlarını da sizinle paylaşabilirim. Çok ciddi bir o noktada atılım içerisindeyiz. Şöyle ki; ocak ayında biz göreve geldiğimizde etkileşim oranlarımızla son 2 ay içerisindeki etkileşim oran artışlarımızda çok agresif bir ilerleme görüyoruz. Mesela ocak ayında 36.000 civarında olan sosyal medya X etkileşimimiz yani beğenme, paylaşma, yorum yapmayı kastediyorum; şubatta 90.000 bandına çıktı. Bu %150,2'lik bir artış. Mart ayında %56,7'lik artışla 141.000'e çıktı. Yani totalde 2 aydaki sosyal medya sadece Twitter'daki eski adıyla, şimdiki adıyla X'teki artış oranımız %291.
Yine o 2 aylık baremde Instagram'daki etkileşim oranımızda %100 civarında bir artış var. Facebook'taki etkileşim oranımızda %160,6 civarında bir artış var. Bu agresif artış aslında milletimizin canına tak eden bir dönemde milletimizle temas kurmanın yarattığı sinerjinin bir yansıması. Dolayısıyla belki konvansiyonel medya dediğimiz ulusal medyada önemli bir İyi Parti'ye karşı en azından öne çıkarmama diyebileceğimiz, en azından haber değeri olan şeylerimizi minimum seviyede görmeye dair bir eğilim diyebileceğimiz tavra karşı biz alternatif mecralarda vatandaşımıza ulaşacak yerler oluşturuyoruz ve oraya insani yönden de mesai bakımından da ciddi yatırımlar yapmaya başladık. Dolayısıyla bunun karşılığını da alıyoruz. İyi Parti'yi hem sokakta daha fazla göreceğinizi şimdiden size söyleyebilirim hem de sosyal medyada daha fazla göreceğinize rast geleceğinize sizi temin edebilirim, bundan sonraki böyle bir süreç olacak."
ARA SEÇİM
CHP'nin Sayın Genel Başkanı biliyorsunuz, Genel Başkanımızı Genel Merkezimizde ziyaret etti ve bir istişare görüşmesi oldu. Sonra da bir basın açıklaması yapıldı. Orada gazeteci arkadaşlarımızın sorduğu soruya Genel Başkanımızın verdiği yanıt son derece nettir, açıktır. Onu tekrarlamak iyi olur bu soru üzerine.
Genel Başkanımızın ifadesiyle biz herhangi bir seçime, herhangi bir zamanda olabilecek en erken seçime her yerde "Evet" diyeceğiz. Bu Meclis'te olabilir, referandum yapılabilir. Bizim seçimlerle alakalı bir kaygımız yok; kaygısı olan iktidar, iktidar bileşenleri. Dolayısıyla bu ara seçim formunda olabilir ama bunun Meclis'in genel onayına tabi olmaktan kaynaklı bir fiiliyata, reale geçme ile alakalı çok ciddi bir sorunu var.
Dolayısıyla bu tip meselelerde Genel Başkanımızın ifadesi şudur: Muhalif geniş kamuoyunu, yani toplumun ekseriyetini heyecanlandıracak bir şeymiş gibi sunduklarımızın neticesinde, o meselenin gerçekleşmediği halde ki bu mesele öyle bir meseledir; çünkü iktidar milletvekillerinin oyuna da muhtaçtır Meclis'ten geçmesi için ara seçimin önünün açılabilmesi için, sükutuhayal, hayal kırıklığı oluşur. Dolayısıyla milletimizi realize olamayacak meselelerde hayal kırıklığına uğratmamak lazım, umut vermemek lazım.
Ama herhangi bir seçime; erken seçim olur, tarihin öne alınması olur, biz 3 ay sonra, 6 ay sonra da yapılacaksa ona kamuoyunda da destek veririz. En baştan beri bunu söylüyoruz çünkü memleketin acil ihtiyacı bir seçimdir. Çünkü memleketin esas patronu olan millet, kendi patronluğunun belirli bir aralıkta ülkeyi yönetmesi için teslim ettiği iktidara dair kanaatini sandıkta onaylar ya da onaylamaz. Bu hep böyle olagelmiştir, kesintisiz bir şekilde bazı darbe ile inkıtalar arasında.
Dolayısıyla buna ihtiyaç çok yüksektir. O ihtiyacın farkındayız, olabilecek en erken seçimi elbette destekliyoruz, çok şiddetli bir şekilde destekliyoruz. Çünkü sokakta, çarşıda, pazarda milletimizin arzusu da budur. Bu iktidarın artık Türkiye'yi yönetemediğini, iktidarı çok uzun süredir desteklemiş vatandaşlarımız bile bilmektedir; hatta çok büyük bir kırgınlık yaşamaktadırlar. Çünkü iktidara geldiklerinde "10 sene sonra Türkiye şöyle olacak, 20 sene sonra şöyle olacak, 2023'te Cumhuriyet'in 100. yılında böyle olacak" gibi çok afaki vaatlerde bulunmuşlardı. O vaatlerin hemen hemen hiçbirinin gerçekleşmediğini bugün artık her kesimden vatandaşımız bütün çıplaklığıyla görmektedir."