2026 yılı Şubat ayı İkinci Meclis Toplantısında konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt şu ifadeleri kullandı;

"Şimdi Süleyman Soylu’nun, Numan Kurtulmuş’un, diğerlerinin ve Erbakan’ın söylemlerine bakarsak bambaşka bir tablo ortaya çıkar. Ancak bu tabloda hiç kimsenin, boş yere hayal kurarak bizi suçlamasını kabul edemeyiz. Bakın, burada söz konusu olan Bülent Ecevit değil, Tansu Çiller’dir. Geçmişle oynarken doğru oynamak gerekir. Tansu Çiller, Erbakan ile ortaktı. Siz şimdi bunları sanki kimse bilmiyormuş gibi anlatıyorsunuz. Buna insaf denmez.

Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı olurken İsmet İnönü ile yarışmamıştır. Bunun da bilinmesi gerekir. İsmet İnönü istifa etmiş, Bülent Ecevit tek başına aday olmuş ve seçilmiştir. Bu gerçekler ortadayken “öyleydi, böyleydi” şeklinde konuşmak doğru değildir.

Sayın Bülent Ecevit, 12 Eylül 1980’den sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etmiş ve ayrı bir parti kurmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi çizgisini sürdürmemiştir. Elbette geçmişte partimizde genel başkanlık yapmıştır; buna itirazımız yok. Ancak 1980 sonrasında yaptıkları üzerinden bugün bizden hesap sorulması doğru değildir. Bunları insanlara sanki çok doğruymuş gibi anlatırsanız, Goebbels yöntemleriyle 50 televizyon kanalında 50 kez söylerseniz, insanlar da Bekir Yıldız’ı CHP’nin tutuklattığını zanneder. Oysa bu doğru değildir. İnsaflı ve ölçülü olmanızı rica ediyorum. Siyaset, bazı konularda daha dikkatli olmayı gerektirir.

Sürekli genel konular konuştuğumuzdan şikâyet ediyorsunuz. Oysa şu anda konuşulanlar içinde Odunpazarı’nı ilgilendiren tek konu, Şükrü Bey’in “Bu kadar arazi sattık, ne kazandık, ne aldık?” sorusudur. Buradan başlamak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partili Odunpazarı Belediyesi zorunlu olmadıkça gayrimenkul satmaz. Ekonomik değilse satmaz. Satmadık, satmayız.

Otelin satışına gelince: Otelin kira geliri belliydi ve bu haliyle 2039’a kadar devam etmesine tahammül edemezdik. Bu nedenle sattık ve borçlarımızı ödedik. Vergi borcumuz yoktur. Sigorta borcumuz bitmiştir ya da bitmek üzeredir. Ancak siz şimdi yapılandırma çıkarıyorsunuz; yani boşuna ödemişiz gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu da samimi olmayan bir uygulamadır. Sigorta borcumuz yok, piyasa borcumuz yoktur.

Geçen yıl 5 cenaze aracı, 1 VIP minibüs, 4 iş makinesi, 3 arazöz, 4 damperli kamyon, 1 kurtarıcı ve 11 çöp kamyonu aldık. Bunlar son derece somut işlerdir. Yarın saat 11.00’de Fen İşleri’nin bahçesine gelin, hepsini görün.

Bizim çarçur edecek paramız yoktur. Odunpazarı Belediyesi tasarrufu kâğıt üzerinde yapmaz. Ben müsvedde kâğıdını bile dikkatli kullanıyorum. Dolayısıyla bize tasarruf anlatacak pozisyonda değilsiniz. Hele hele hükümetin “İtibardan tasarruf olmaz” anlayışıyla yaptığı uygulamalara bakıldığında, bizim sizinle yan yana durmamız mümkün değildir. Ben hâlâ Burhan Sakallı’nın kullandığı koltukta oturuyorum. On iki yıldır ne masayı ne koltukları değiştirdim. Bu nedenle popülist söylemlerle bizi sıkıntıya sokamazsınız.

Evsel katı atıkta KDV konusu tartışmalıdır. Mahkeme bir karar vermiştir ve biz buna itiraz edeceğiz. Mahkeme kararını tanımıyoruz deme şansımız yoktur; biz hukuka saygılıyız. Hukuk “KDV alamazsınız” derse almayız. KDV bizim cebimize giren bir para değildir. Biz burada sadece aracıyız. KDV’yi ESKİ alır ve vergi dairesine gönderir; bize bile uğramaz. Yargı bu konuda bir karar vermiştir, itiraz edilmiştir ve itirazın sonucunu bekleyeceğiz. Ancak vergi dairesi ve vergi uzmanları bunun yanlış bir değerlendirme olduğunu söylemektedir. Ben de aynı kanaatteyim. Bu bir hizmettir; ticari ya da sınai olmasa da hizmettir. Bu nedenle hukuken alınması gerektiğini düşündük. Burada sizinle birlikte oy birliğiyle “maliyet artı KDV alınacaktır” kararı verdik. Büyükşehir’den onay alındı ve uygulandı. Mahkeme “alınamaz” derse almayız. Bu durum bizi ayrıca da ilgilendirmez.

Emlak vergisi konusunda da büyük bir popülizm yapıyorsunuz. Emlak vergisini üç kat artırdık ve konu bitmiştir. Artırmayabilirdik ama hangi belediye bunu yapmamıştır, bana gösterin. Belediyeler, özellikle belediye başkanları, belediyenin gelirini azaltıcı ya da giderini artırıcı işlemler yapamaz. Buna dikkat etmek zorundadır. Biz de bu dikkat ve hassasiyetle çalışıyoruz.

Krizden etkileniyoruz, evet. Ancak krizin sebebi sizsiniz. Bu ülkeyi 23 yıldır yönetiyorsanız; hukuki, sosyal ve ekonomik krizlerin tamamından sorumlu olan, yüzde 52 oyla seçilen Adalet ve Kalkınma Partili Cumhurbaşkanıdır. Başkası neden sorumlu olsun? Tek başına karar veren, tek adam olan odur. Olumlu her şey size, olumsuzluklar İsmet Paşa’ya; böyle bir şey yok. Olumsuzlukların da sorumlusu sizsiniz. Bundan kaçma şansınız da maalesef yoktur.

“Yargı sonucunu bekleyin” diyorsunuz. Ancak UYAP sistemi içinde Ekrem İmamoğlu davası için hedef bitiş günü belirlenmiş: 4.600 gün. Böyle bir durumda neyi bekleyeceğiz? İnsan haklarına açıkça aykırı olan bu tablo karşısında “bekleyin” demek nasıl mümkün olabilir?

Sayın Erdoğan, benzer suçlamalarla yargılandı; ancak hiçbir zaman tutuklanmadı. Hesabını verdi mi, vermedi mi, bu ayrı bir tartışmadır. Fakat kimse onu İstanbul Büyükşehir Belediyesinden alıp kelepçeleyerek içeri atmadı ve ardından “kendini temizle” demedi.

Erdoğan için şiir okuma meselesi karar kesinleştikten sonra yaşandı. Karar kesinleşmişti. Bu ülkede şiir okumanın ne kadar tehlikeli olduğunu biz iyi biliriz. Nazım Hikmet’ten biliriz, Hasan Hüseyin Korkmazgil’den biliriz, Ahmet Arif’ten biliriz. Hepsi şiir yazdığı, şiir okuduğu için cezaevine girdi. O nedenle şiir bu memlekette tehlikeli bir iştir; fazla bulaşmamak gerekir.

Biz hiçbir zaman kamu binalarına reklam afişi asmadık. Reklam giderlerini kamuya yüklemedik. Ancak seçim zamanlarında ya da Başbakan ve Cumhurbaşkanı geldiğinde okulların ve camilerin duvarlarına kimlerin afiş astığını herkes biliyor. Bu işi siz yapıyorsunuz. Devleti bu konuda acımasızca kullanıyorsunuz. Bu yanlıştır. Devlet hepimizindir. Cumhurbaşkanı hepimizin Cumhurbaşkanı olmalıdır. Vali hepimizin Valisi olmalıdır. Ancak maalesef bu süreçte hep ezilen, sıkıntı yaşayan taraf biz olduk.

Eskişehir’e “yatırım, yatırım, yatırım” diyorsunuz. Emre Bey de bunu anlatmaya çalıştı. Valilik sitesinde 2026 yılı için açıklanan yatırım miktarı 11 milyar liradır. Peki bu yatırımlar nelerdir? Anadolu Üniversitesi’nin doğalgaz dönüşüm tesisleri. Bu bir yatırım değildir, zorunluluktur. Anadolu Üniversitesi’nin bilimsel yayın yapması da yatırım değildir; bu zaten üniversitenin ve devletin görevidir. Bunları yatırım kalemine yazarsanız rakamları şişirmiş olursunuz. Hele 2019 ile 2025 arasındaki belediye hizmetlerini kıyaslamaya kalkmak gerçekten cesaret ister.

2019 yılında dana etinin kilosu 45 liraydı. Bugün 2026’dayız ve 1.000 liradır. 2019’da çeyrek altın 437 liraydı, bugün 11.800 liradır. Mazotu yüzde 500, elektriği yüzde 1.000 artıracaksınız; sonra da ulaşıma yapılan zammı eleştireceksiniz. Bu samimi değildir.

Şunu açıkça bilin: 65 yaş üstü vatandaşların ulaşım giderlerinin tamamını belediyelerin üzerine yüklediniz. Ardından “neden zam yapıyorsunuz” diyorsunuz. Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin ulaşımda her ay cebinden ödediği miktar 130 milyon liradır. Bu parayı her ay ödeyip hiç zam yapmamak mümkün değildir. Popülizmden vazgeçilmediği sürece bu çelişkiler devam eder.

Eğer Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kimin ücretsiz, kimin indirimli, kimin hangi saatlerde ücretsiz taşınacağına kendi karar verebilseydi; planlama yapılır, sistem düzgün işlerdi. Ama siz “herkes” diyorsunuz. Herkes ücretsiz olunca sonuç budur.

Köylere ulaşımı da büyükşehir belediyesi sağlıyor. Orhangazi’den çıkan bir otobüs Kızılinler’e gidiyor, Sofça’dan, Kırka’dan dolaşıp geliyor. Otobüs dolu oluyor ama yalnızca bir kişi bilet basıyor. Sonra da “neden zam yaptınız” diyorsunuz. Elbette zam yapılır.

Döviz arttıkça, dışa bağımlılık sürdükçe, üretime dayalı ekonomik yatırım yapılmadıkça ve planlama olmadıkça ortaya çıkacak sonuç budur. Bunun sorumlusu tek başına iktidar olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Milli iradeyle seçilmiştir; buna itirazımız yok. Ancak siz milli iradeyle seçilen belediye başkanlarını tutukladınız. Ardından belediye meclis üyeleri satın alarak başkanlık koltuklarını ele geçirdiniz. Saygı gösterilmesi gerekiyordu; siz göstermediniz. Beykoz’da, Avcılar’da, Bayrampaşa’da yaşananlar ortadadır.

Bu nedenle artık şunu söylemeyin: “Biz 23 yıldır bu ülkenin refahı, huzuru ve geleceği için çalışıyoruz.” Ülkede huzur kalmamış, refah kalmamış, düzen kalmamış, hukuk kalmamış, güveneceğimiz bir alan kalmamıştır. Buna rağmen hâlâ “biraz daha yetki verin” diyorsunuz. Böyle bir şey yok. Bu iş bitmiştir. Yapamadığınız işi bırakmak zorundasınız ama bırakmıyorsunuz.

Seçimi bekliyoruz. İnşallah en kısa zamanda gelir. Altılı Masa’daki ortaklıklar üzerinden konuşuyorsunuz ama önce dönüp kendinize bakın. Bu ülkede terör ve PKK ile ilgili söylediklerinizin tamamını yuttunuz. Çözümsüz çözüm süreçleriyle ülkeyi ve insanları oyaladınız. Bu yanlıştır. Bundan vazgeçin.

Bu ülkeye huzur ancak demokrasiyle gelir. Demokrasi ise karşılıklı saygıyla mümkündür."