ESKİŞEHİR HABER

Dr. Birtürk Özkavak: "Sağlıkta şiddet öngörülebilir bir halk sağlığı sorunudur"

Dr. Birtürk Özkavak sağlıkta ve eğitimde artan şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekerek caydırıcı yasaların çıkarılması ve liyakate dayalı sistem kurulması çağrısı yaptı.

Abone Ol

Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Birtürk Özkavak şu ifadeleri kullandı;

"Bugün 17 Nisan 2026. Bundan 14 yıl önce genç meslektaşımız Dr. Ersin Arslan’ı sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettik.

Dr. Ersin Arslan’ı kaybettiğimiz gün, Türk Tabipleri Birliği tarafından “Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Bugün, sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettiğimiz meslektaşlarımızı ve sağlık çalışanlarını anma günüdür. Aynı zamanda sağlık çalışanlarına karşı giderek artan şiddete dikkat çekilmesi, şiddetin toplumsal olarak reddedilmesi ve gerekli, etkili yasal düzenlemelerin yapılması için bir çağrı günüdür.

Değerli basın emekçileri,

Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan, meslektaşlarımızı ve çalışma arkadaşlarımızı aramızdan alan şiddet olaylarının toplumun tüm hücrelerine yayıldığını derin bir kaygıyla gözlemliyoruz. Ne yazık ki ülkemiz bir şiddet sarmalı içindedir. Şiddet, kadına, çocuğa, hayvana ve doğaya yönelmekle kalmamış, toplumun geleceğinin inşa edildiği eğitim kurumlarını da birer çatışma ve şiddet alanına dönüştürmüştür.

Üç gün önce Siverek’te, hemen ertesi gün Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan vahim olaylar, şiddetin münferit değil yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha acı biçimde ortaya koymuştur.

Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybeden öğretmenimizin ve öğrencilerimizin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyoruz. Sarsılan eğitim camiası ve öğrenciler başta olmak üzere tüm topluma geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Okullar ve sağlık kurumları, bir toplumun geleceğini ve gelişmişlik seviyesini doğrudan etkileyen, bir ülkenin sosyolojisini belirleyen en önemli kurumlardır. Bu kurumların merkezinde ise insan hayatına doğrudan dokunan öğretmenler, hekimler ve sağlık çalışanları yer alır. Son yıllarda hem okullarda hem de sağlık kurumlarında tırmanan şiddet olayları, sosyal bir krizin göstergesidir.

Eğitim ve sağlık alanında yaşanan şiddetin yapısal nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında, eğitim ve sağlık çalışanlarını kamuoyu nezdinde değersizleştiren söylemler ile buna zemin hazırlayan yönetim tarzı gelmektedir. Kamu hizmetlerini ticarileştiren, hizmet sunumunda nitelikten önce niceliğe önem veren piyasacı ve popülist politikalar bu anlayışın temelini oluşturmaktadır. Eğitimde ve sağlıkta şiddet vakalarının büyük bölümü, öğrencilerin ve hastaların müşteri gibi görüldüğü kamu kurumlarında gerçekleşmektedir.

Failleri cesaretlendiren cezasızlık kültürü de şiddeti sürekli yeniden üreten önemli bir faktördür. Medyada şiddet içerikli ve özendirici yayınların artması da ayrı bir sorundur. Ruhsatlı ya da ruhsatsız silahlara erişimin kolaylaşmasıyla birlikte bireysel silahlanmadaki artış, suç oranlarını yükseltmekte ve suça yönelimi teşvik etmektedir.

Sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmaması, uygun iş gücü planlamasının yapılmaması da diğer önemli etkenlerdendir.

Şiddet, öngörülebilir ve önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Çözümü için politik, hukuki, kültürel ve fiziksel önlemleri bir araya getiren bütüncül politikalara ihtiyaç vardır. Kamu otoritesinin eğitimde ve sağlıkta şiddetin sona ermesi için çok yönlü ve kararlı adımlar atması gerekmektedir.

Toplumda gerilimi artıran ve şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Kutuplaştırıcı ve şiddeti çözüm yolu olarak gösteren tüm politikalardan vazgeçilmelidir.

Artan ekonomik eşitsizlikler, derinleşen yoksulluk, geleceğe dair güvencesizlik, ayrımcılık ve dışlanma süreçleri ile bilimden uzak, gençlere umut vermeyen eğitim sistemi ve siyasetin şiddet dili, şiddetin normalleştiği bir toplumsal zemin oluşturmaktadır. Bu ortamda çözüm yalnızca cezalandırıcı tedbirlerde değil; kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikalarda, çağdaş ve laik bir eğitim sisteminde ve güçlü kamusal destek mekanizmalarında aranmalıdır.

“Şiddete sıfır tolerans” anlayışının söylemde kalmayıp gerçek bir politikaya dönüşmesi, sürekli, kararlı ve samimi bir yaklaşımı gerektirir.

Ülkemizde sağlıkta şiddet konusundaki samimiyetsiz tutumun en çarpıcı örneklerinden biri, “Memnuniyetsizliğiniz varsa gidin sağlık personelinin gırtlağına yapışın” diyen bir milletvekilinin hâlâ Meclis’te bulunabilmesidir.

Sağlıkta dönüşüm politikalarının yarattığı olumsuz iklimin şiddeti artırdığı, özellikle acil servislerde durumun kontrolden çıktığı, sağlık çalışanlarının kendilerini güvende hissetmediği ve sağlık hizmeti sunulan yerlerin güvenli olmaktan uzaklaştığı açıktır.

Türk Tabipleri Birliği Şiddet Çalışma Grubu tarafından 3-20 Mart 2026 tarihleri arasında 69 ilden 1105 hekimin katılımıyla yapılan araştırmaya göre:

Hekimlerin %59,3’ü iş yerinde şiddete uğradığını ifade etmiştir. %57,7’si psikolojik, %21,7’si fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Her iki türde de faillerin çoğunlukla hastalar ve hasta yakınları olduğu, en sık olay yerlerinin ise acil servisler ve poliklinikler olduğu saptanmıştır.

Hekimlerin %88,5’i iş yerinde şiddet yaşama konusunda endişe duymaktadır. %91,4’ü ise mevcut yasal düzenlemeleri yetersiz bulmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğu caydırıcı yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesini talep etmektedir.

Her gün sağlık merkezlerinde yaşanan mobbing, tehdit, hakaret ve fiziksel saldırılara varan şiddetin her türlüsünü durdurmakta kararlıyız. Sağlıkta şiddet, yalnızca sağlık çalışanlarının can güvenliğini tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda sağlık hizmeti sunumunu da aksatmaktadır. Bu durum kabul edilemez.

Toplumda yaygınlaşan şiddet iklimine ve sağlıkta yaşanan şiddete karşı topyekûn, kararlı ve samimi bir mücadele yürütülmesi zorunludur. Şiddetin tamamen önlenebilmesi; kültürel, toplumsal, siyasal ve hukuksal yapının iyileştirilmesi, sosyal ve ekonomik koşulların geliştirilmesi ile mümkündür.

TTB’nin yasa önerisine göre, sağlık çalışanlarına yönelik suçlarda cezalar artırılmalı, Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç başlığı oluşturulmalı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetimli serbestlik uygulamaları kaldırılmalı, sağlık kuruluşlarına silahla giriş engellenmelidir.

Mesleğimizin geleneği şiddet değil, karşılıklı güvene dayalı bir sağlık ortamıdır. Genç meslektaşlarımıza şiddetsiz bir çalışma ortamı bırakmak sorumluluğumuzdur.

Şiddetin olmadığı bir sağlık sistemi kurmak mümkündür.

Bunun için;

Sağlıkta dönüşüm projesi durdurulmalıdır.

Yönetici atamalarında liyakat esas alınmalıdır.

Performans sistemi kaldırılmalı, ekip çalışmasını destekleyen nitelikli bir düzen kurulmalıdır.

Randevular hastaya yeterli süre ayrılacak şekilde planlanmalıdır.

Yeterli sayıda güvenceli sağlık çalışanı istihdam edilmelidir.

Güvenli çalışma koşulları sağlanmalıdır.

Merkezi şikâyet hatları kaldırılmalıdır.

Acil servisler yalnızca acil hastalara hizmet vermelidir.

TTB’nin önerdiği caydırıcı yasa teklifi hayata geçirilmelidir.

Kaybettiğimiz meslektaşlarımızın ve çalışma arkadaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Şiddetsiz bir ülke, şiddetsiz bir sağlık ortamı istiyoruz. Bunun mümkün olduğunu biliyoruz.

Son olarak, öğretmenlerin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle gerçekleştirdiği iş bırakma eylemlerini destekliyoruz. Ülkenin dört bir yanından öğretmenler dün Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbetindeydi. Bugün de illerde eylemler devam etmektedir. Şehrimizde de Yediler Parkı’nda 24 saatlik yaşam nöbeti sürmektedir. Buradan dayanışma duygularımızı iletiyor ve Yusuf Tekin’i istifaya davet ediyoruz."