Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce, Emek Mahallesi’nde bulunan kıraathanede vatandaşlarla sohbet etti.

İstanbul'da uzun yıllar ayakkabı üreticiliği yapan bir vatandaş şu ifadeleri kullandı;

"Ben lostra işi yapıyorum ve dayımlarımın yanında yetiştim. Biz İstanbul'dayız, onlar İkitelli'de. Bizimki dayı mesleği yani. İstanbul’da sülalemizde büyük ayakkabıcılar ve imalatçılar var. Ama şu anda onlar da yangın içinde. Karşı taraftan istedikleri rakamları alamıyorlar. Güçlü oldukları için yine de ayakta kalabiliyorlar. İstanbul piyasası gerçekten çok kötü. Tekstil de ayakkabı da aynı durumda.

“Bıraksam mı, devam mı etsem?” diye düşünüyorlar. Ama bir sürü çalışan var, insanlar ekmek yiyor. Bu sefer de onları düşünüyorlar. Tekstil ve ayakkabıcılık gerçekten çok zor bir noktaya geldi.

Mesela adama deriyi ilk gösterirken bir görsel hazırlıyorsun ve showrooma çağırıyorsun. “Benim showroomum burada” diyorsun. Satın almacı geliyor, 10–20 modelin içinden seçim yapıyor. Ama ilk gösterdiğin deriyi sonra aynı şekilde veremiyorsun. İlk partide versen bile ikinci partide enflasyon yüzünden aynı maliyetle veremiyorsun.

Sonra imalatçı geliyor ve diyor ki: “Abi bu iş çıkmıyor.” Mesela diyelim ki ayakkabıyı 800 liraya anlaştınız, Flo tarzı yerlere fason veriyorsun. Ama imalatçı diyor ki deri şu kadar oldu, taban şu kadar oldu. Yani maliyetler anlaştığınız rakamı geçiyor. Sen diyorsun ki “Biz 800 lira artı KDV diye konuşmuştuk.” Ama artık o fiyatla yapmak mümkün olmuyor. Zaten tekstilin büyük kısmını Mısır’a ve Romanya'ya kaydırdılar.

Geçen gün halkın içinde olduğum için Beşler diye çok büyük bir tekstil firmasının sahibiyle tanıştım. İplik ve kumaş işi yapıyorlar. Bakırköy’de bir AVM’de iş yerim var. Geldi, “Delikanlı güzel yer yapmışsın” dedi. Sonra bana “Kazanabiliyor musun?” diye sordu. Ben de “Şükür abi ama kiralar çok yüksek, işçi maliyetleri de ağır” dedim.

Adam dedi ki: “Benim şu anda 350 çalışanım var. Ben Beşler’in sahibiyim. 1976’dan beri bu işi yapıyorum. Bıraksam benim de yüzlerce çalışanım var. Onların aileleriyle birlikte 1500 kişi eder. Paraya ihtiyacım yok ama bırakmaya da vicdanım el vermiyor.”

Sonra dedi ki: “Gümrükleri kaldırdılar. Mısır üzerinden Çin’den ürün geliyor. 3 dolara üretilen ürün burada 800 liraya satılıyor. LC Waikiki, Koton gibi markalar getiriyor. Sen bununla nasıl rekabet edeceksin? Mücadele etme şansın yok.” Dedi ki “5 dolara alıyor, sana 800 liraya satıyor. Gümrükler kalkınca tekstil tamamen gitti. Dayanabilen üç sene dayanır, dayanamazsan batarsın.”

Şimdi tekstil sektörü Mısır’a, Romanya’ya kayıyor. Bir gün geri döner mi bilinmez. Anlatılanlara göre orada elektriğin yarısını devlet karşılıyor, işçinin sigortasını destekliyor. Kiraların bile yarısını veriyorlar. Adam da diyor ki “Ben niye burada kalayım?”

Çok giden oldu. Mesela İstanbul Merter’de eskiden tekstilciler 200–300 bin dolar hava parası verip dükkan tutuyordu. Şimdi gidiyorsun, kediler köpekler dolaşıyor. Kimse kalmadı. Ben biliyorum çünkü Merter bana yakın. Şimdi bomboş.

Halbuki çok güzel üretimler vardı. Kot, tişört, her şey yapılıyordu. Gidebilen gitti, gidemeyen de küstü ve işi bıraktı.

Bir Malatyalı dostum var, çok iyi bir gömlek üreticisiydi. Bana ayakkabılarını getirirdi. Bir gün dedi ki “Vallahi gıdım gıdım altın da kalmadı, hepsini bozdura bozdura geldik. Sona geldik oğlum.” Yani dayanacak güç kalmadı.

Özel bankalar da insanı çok zorluyor. “Ne zamana kadar dayanacağız bilmiyoruz” diyor.

Zaten birçok kişi yurt dışıyla çalışıyor. Dolarla çalışmak zorunda kalıyorsun. Çünkü ham maddeyi adam yurt dışından dolarla alıyor. Sen Türk lirasıyla dönmeye çalışıyorsun ama olmuyor, sistem yürümüyor.

Bir de yeni eleman yetişmiyor. Herkes masa başı iş istiyor. Her çocuk kalem tutan biri olsun isteniyor. Ama öyle bir dünya yok. Zanaatkâr da lazım.

Biz 11–12 yaşında gurbete geldik. Tuvalet dışarıdaydı, bu mahallelerde büyüdük. Hep böyle çalışarak öğrendik. Büyüklerimizden çekinirdik. Babamız duyarsa kızar diye korkardık. Ama iyi ki de öyle yetişmişiz.

Şimdi herkes masa başı iş istiyor ama sanatkâr yetişmezse bu meslekler ölecek. Nitekim benim mesleğim neredeyse öldü.

Ben ayakkabı sektörünün içindeyim. Bakıyorum, adam 65 yaşında emekli olmuş ama aldığı para yetmiyor. 70 yaşına kadar çalışmak zorunda kalıyor. Normalde evinde oturması lazım.

Bir ara Suriyelilerle sektör beş sene iyi gitti. Çünkü maaşlar düşüktü. Sigortasız çalıştıranlar da oldu. Ama bizim halkımız çocuğunu vermiyor. “Ben ezildim, o ezilmesin” diyor. Ama öyle bir dünya yok. Çalışarak öğreniliyor bu işler.

Şimdi bak, 10 yaşındaki Suriyeli çocuk ayakkabı sektöründe saya işi öğreniyor. Beş sene sonra burada ayakkabıyı onlar üretecek. Çünkü işi öğreniyorlar. Sektör el değiştiriyor. Sadece ayakkabı sektörü değil. Türkiye’de babadan kalma birçok meslek yavaş yavaş Türklerden yabancılara geçiyor. Maalesef Suriyelilere, Afganlara geçiyor."