CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü şu ifadeleri kullandı;
“Yarın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, 2 yıl önce olduğu gibi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel Eskişehir’in güçlü kadınlarıyla buluşmak üzere Eskişehir’de olacak. Hepinizi öncelikle yarın Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde bulunan salonumuza bekliyoruz. Kadının sesini, kadın sorunlarını Genel Başkanımızla birlikte orada hep birlikte konuşacağız.
Evet, her 8 Mart’ta biz sürekli hamasi nutuklar dinliyoruz, bol vaatler duyuyoruz, kutlama mesajları yayınlanıyor hatta çiçek alıyoruz, değil mi? Aslına baktığımızda 8 Mart’ı düşündüğümüzde bundan 100 yıl öncesine giden ve ne yazık ki son derece acı bir olayın anısına ilan edilmişti. Zorlu yaşam koşullarında, çalışma koşullarında eşit işe eşit ücret mücadelesi veren kadınların grev sonrasında çıkan yangında yitirilen canların anısına ilan edilen bir gün. Dolayısıyla kadınların eşitlik mücadelesinin aslında sembolü haline gelmesi nedeniyle biz her 8 Mart’ı anıyoruz.
Tabii aslında gerçekten acı bir gün 8 Mart. Çünkü kadınların yüzyıllardır gelen eşitlik mücadelesinin, daha doğrusu toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir anısı. Ama diyorum ki keşke 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü hiç kutlamak zorunda kalmasaydık. Aslına bakarsanız bugünlerde kutlanacak bir günümüz de ne yazık ki yok. Hemen yanı başımızda füzelerin gölgesi altında bir savaş sürüyor ve kadınların yardım çığlıkları yükseliyor göğe.
Peki Türkiye’ye bakarsak?
Türkiye’de de kadınlar mutfaktaki yangınla ailelerinin yaşamını sürdürmek zorunda kalıyorlar, sokaklarda öldürülüyorlar, çocuklarını okuldan almaya gittiklerinde çocuklarının gözü önünde öldürülüyorlar. Hem de en yakınları, birlikte oldukları erkekler, evli oldukları erkekler ya da boşanmak üzere oldukları erkekler tarafından. Sadece öldürülmekle de kalmıyorlar; fiziksel, ekonomik ve cinsel, ayrıca psikolojik, dijital şiddete uğruyor kadınlar.
Tabii baktığımızda bunun nedeni ne diye aslında tespitini hepimiz biliyoruz sorunun ana kökenini: Var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Aslında doğuştaki tek farklılığımız biyolojik farklılıkken ne yazık ki aile içinde başlayan; sokakta, okulda, iş yaşamında pekişen biyolojik yazgımız toplumsal yazgı haline dönüşüyor ve güç erkeklerden yana bu eşitlik dengesini bozuyor. Yani biz bunu toplumsal cinsiyet rolleriyle aslında öğreniyoruz çocukluğumuzdan başlayarak doğumun hemen ardından.
Tabii kadınların mücadelesi de aslında bu eşitsizlikle mücadele tarihi. Tabii bu tarih içinde çok acılar var, büyük mücadeleler var ama tabii aslında kadınların gücünü de bu mücadele içinde es geçmememiz gerekiyor çünkü kadınlar aslında biz çok güçlüyüz. Her şeyi başarabiliriz. Ben inanıyorum, kadın istediği zaman her şeyi başarabilir.
Her ne kadar siyasiler söylemlerinde ayrılıkçı dil kullansalar da, her ne kadar sürekli olarak bir aile içinde bizi birey olarak görmeyen kadınları aile içinde dört duvar arasına sıkıştırılmaya çalışılsa da aslında yine gücün kendimizde olduğunu bilmemiz lazım. İşte bu kürsü kadının sesini tüm Türkiye’ye iletecek. Bu kürsülerden kadın konuşacak.
Kadınlardan korkan hani o kadın derneklerinin eylemlerinde kadınlardan fazla olan polisler, emniyet güçleri var ya; evet bizden gerçekten iktidar korksun. Biz kadınların öfkesinden korksun. Yıllardır çektiğimiz çilelerden korksunlar. Tabii konuşacağız ama sadece konuşmakla da kalmayacağız. İlk seçimlerde işte bize ne kadar çocuk doğuracağımıza karar veren, ne giyeceğimize karar veren bu iktidardan, yeri geldiğinde bize sürtük diyenlerden kurtarmak için gerçekten kadına değer veren bir yönetimi iş başına getirmek için işte o sandıkta esas gerekeni yapacağız. Ben tekrar teşekkür ediyorum başkanımıza ve yarın bizimle birlikte olacak Genel Başkanımıza. Yaşasın kadın mücadelesi diyorum, yaşasın kadınlar ve yanımızda bizle bu mücadelede yol alan yol arkadaşlarımız. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum."