Anahtar Parti İstanbul İl Binasında bir açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel şu ifadeleri kullandı;
"Sayın Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu ile il başkanımızın ev sahipliğinde hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Tabii konuların kendisi hoş değil. Çünkü İran'da hem çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor. Amerikan ve İsrail İran'a haksızca, hukuksuzca, uluslararası hukuku hiçe sayarak bir operasyon düzenlediler. Ateşkes ümitleri vardı, o da boşa çıktı ve şu anda hem yeniden İran'da Müslümanların kanının döküleceği bir çatışma ortamı gündemde hem de bütün dünyada olan ama en çok da Türkiye'yi etkileyen savaşın yarattığı sorunlar var.
Tabii petrol fiyatları yükseldiğinde bu bütün dünya ekonomileri için bir risk. Ama kırılganlığın boyutu sizin bu meseleye ne kadar hazır olduğunuzla ilgili. Görüyorsunuz dünyanın pek çok iyi yönetilen ülkesi hemen bu savaştaki petrol fiyatlarının yükselmesinin enerji fiyatlarına yansımaması, yansısa bile bunun devlet tarafından tolere edilmesi ve bir enflasyon dalgası yaratmaması için tedbirleri aldılar, tıkır tıkır uyguluyorlar. Ama Türkiye hem Mehmet Şimşek'in 1 Nisan'da Londra'da yaptığı sunumla geçen sene 19 Mart tarihinin içinde bulunduğu 10 günlük bir kısmı yuvarlak içine almış, çoklu şoklar dönemi diyor.
Çoklu şok, 18'i akşamı kalkıp devletin verdiği 30 yıllık, 31 yıllık diplomayı iptal edince millet diyor ki; ya bu devletin verdiği diploma inkar ediliyorsa elimdeki hisse senedinin yarın iptal edilmeyeceği ne olur, satayım onu diyor borsa düşüyor. Veya bu ülkede ana muhalefet partisinin üst üste 3 kez kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına operasyon yapılıyorsa, önce mazbatası iptal ediliyor sonra operasyon yapılıyorsa benim ne işim var burada dolar alıp gideyim diyor. Ve bu çoklu şoklar dönemi diyor ki; bize 60 milyar dolara mal oldu geçen sene. Bu doğru zaten herkes verileri okumayı bilen herkes, rakamları okumayı bilen herkes bunu görüyor.
Diyor ki; İran savaşında da bazı tedbirler aldık ve 50 milyar dolar harcadık buna da diyor. Ve İran savaşında aldığı tedbir işte petrol fiyatlarının doğrudan pompaya yansımaması için bizim de önerdiğimiz eşel mobil sistemini 3/4 oranında uyguladı. Bir iki bir şey aldı, şimdi diyor para bitti. Bu yüzden her kuruş pompaya, pompadaki mazottaki her artış özellikle gıda için ki gıda fiyatları üzerinde en önemli maliyetlerden bir tanesi taşıma giderleri. Ve gıda fiyatlarında inanılmaz bir enflasyon başladı. Yetmezmiş gibi kendi belirledikleri elektrik ve doğal gaza da %25'er zam yaptılar. Ve Türkiye şimdi yeni bir enflasyon şokuyla karşı karşıya ve Mehmet Şimşek itiraf ediyor ki biz burada lazım olan parayı geçen sene Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olamasın ya da İstanbul'daki Türkiye'deki CHP'li belediyelerin başarı hikayesi yarım kalsın ümidiyle bir darbe yaptık orada harcadık diyor.
Şimdi bu durumda Cumhuriyet Halk Partisinin Ekonomi Eş Güdüm Konseyinin hazırlamış olduğu bir raporu Sayın Genel Başkanımıza arz ettik. Hem kısa vadede yapılacaklar orta ve uzun vadede alınması gereken tedbirleri paylaştık ve bu konuda kendilerinin de değerlendirmelerinden istifade ettik. İkinci husus Ankara'daki ziyaretlerde bolca dile getirmiştik. Kendi seçmeni nezdinde dahi hatta kendisinin kurucuları nezdinde dahi herhalde yolsuzluklar ya da belediyelerde yapılan iş ve işlemlerde kamunun zarara uğratılması noktasında eğer birileri bu konuda ün sahibiyse bunun AK Parti belediyeciliği olduğu konusunda bir mutabakat var kendi seçmeninde bile.
Tekerleme olmuş; Melih Gökçek yargılanmadan hiçbir belediye başkanı yargılanamaz diyorlar. Partinin 3 kurucu liderinden bir tanesi "parsel parsel Ankara'yı sattın" diyor. "Ağzımı açma, bir konuşursam insan içine çıkamazsın" diyor. Ve herkes biliyor ki AK Parti belediyeciliği rant üzerine kurulmuş ve yüzdelerin konuşulduğu bir belediyecilikken Cumhuriyet Halk Partili bir tek belediye başkanının ne evinde ne maalesef o son derece acımasız babalarının evlerinin bahçelerinin kazılmasına kadar, ne yurt içinde yurt dışında bir hesapta bir yerde kör bir kuruş bulunmamışken ayakkabı kutularının partisi, elbise torbalarının içinde dolar taşıyanların partisi, önce bunları FETÖ koydu deyip sonra faizini geri alanların partisi; Başbakanı "hırsızlık yapsan kardeşim olsa kolunu koparırım" deyip 4 bakanı yüce divana yollayacakken Erdoğan'ın durdurtup başbakanın kafasının koparıldığı siyaseten parti, bugün gelmiş bize siyasi ahlak konusunda ahkam kesmeye çalışıyor.
Biz de karşılarına diyoruz ki ne belediye meclis üyesi dışarıda kalsın ne belediye başkanı, ne milletvekili, ne genel başkan, ne bakan, ne Cumhurbaşkanı. Hepimizin mal varlıkları yakınlarımızla bir açıklansın ki biz zaten verdik. Ve bu mallar nasıl edinilmiş bakılsın ve "ben siyasete fakir girdim, yarın zenginleşirsem demek ki çalmışım" diyenler çalmadıklarını izah etsinler. Ve bir görelim bakalım bunları. Burada da öz güvenimiz yüksek diyoruz ve siyasi etik yasası, siyasi ahlak yasasını bir an önce çıkarmayı teklif ediyoruz. Zaten bu konuda mutabıkız.
Bu konuda geçmişte Mecliste birlikte görev yaptığımızda da tutumlarımız çok net, öz güvenimiz çok yüksekti. Her iki genel başkan olarak partilerimizin bu konudaki tutumlarını bir kez daha karşılıklı teyit etmiş olduk. Ama bu konuda nereye gitsek, yani siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar, bu 12. ziyaret herhâlde, Siyasi Etik Yasasından hiç çekinen kimseyi görmedik. Herkes bu konuda son derece net ama iktidar partisinden çıt yok.
Demiyorlar ki: "Tamam kardeşim getirin görelim, madem bu kadar güveniyorsunuz; gelin hepimizin gelmişine, geçmişine, bugününe, yarınına, dününe bir birlikte bakalım." Hiç bunu söyleyen yok. Burada duymuyorlar. Burada tamamen sessizler ve buradan bir kez daha söylüyorum; yani bu kadar AK Parti'de her konuda bol bol konuşmayı seven arkadaşlar "Siyasi Etik Yasasına biz de varız." demiyorlar mı? AK Parti'nin Sayın Sözcüsü bu konuda bir şey demiyor mu? Sayın Erdoğan bir şey demiyor mu? Bunu buradan bir kez daha ifade etmiş olayım.
Sonuncusu kamuoyunca da malum, iktidar medyasının ilk başta okumadan üstüne atlayıp, efendim "8 milletvekilliği boş, Anayasa'ya göre %5 boşalınca ara seçim oluyor. Özgür Özel ara seçim deyince 22 milletvekili istifa ettirecek; ama ne güzel 20'sini kabul eder ikisini etmeyiz, hem seçim yapmayız hem 20 milletvekili kaybettiririz, kazdıkları kuyuya düşürtürüz." diye magazinleştirdikleri, Anayasa'yı net okuyunca bunun ilk 30 ay için gerektiği, 30 aydan sonra ise boşalan sandalyeler için bir an önce ara seçim yapılması gerektiğinin bir anayasal zorunluluk olduğu ortaya çıktı. O günden bugüne hepsi birden tıp oynuyorlar. 1, 2, 3 tıp dediler, sustular.
Neden? Çünkü durum çok net ve açık ortada. Şunu söylüyoruz AK Parti'ye: Anayasa 78 diyor ki; boşalan seçim bölgeleri için seçim yapılır. Biz de diyoruz ki, bakın ne teklif ediyoruz: Hatay'ın durumu tartışmalı, orada Can Atalay'ın durumu Aziz Nesin'in "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" gibi olabilir. Ara seçim deyince "boşalmadı" diyorlar; e doluysa getir, Silivri'de tutuyorlar. Ama eğer boş kabul ediyorsanız, orası için Can Atalay'ın durumu münasiptir ama sorduğumuz şey şu: Hatay'da 1, Afyon'da 1, Kastamonu'da 1, Kırıkkale'de 1, Adıyaman'da 1, Kocaeli'de 1 ve İstanbul 1. Bölge'de 2 milletvekilliği boş.
Bu seçim bölgelerinin tamamında bu milletten son yetki aldığınızda, 2023'te, yani ağız dolusu enflasyonu tek rakama indireceğinizi ya da bizim vadettiğimiz gibi bundan sonra memur alımlarında mülakatı kaldıracağınızı, asgari ücrete yılda enflasyon tek hanenin üstündeyse en az 3 kez daha ayarlama yapacağınızı söylediğiniz ve bunları söyleyerek oy aldığınız o seçimde, bu 7 seçim çevresinde de birinci partisiniz. Ve biz diyoruz ki; gelin buralarda Anayasa'ya uygun seçimi yenileyelim. "Gündemimizde yok" diyor. Ya, "Sadece Murat Kurum'u istifa ettirebilmiştiniz, diğer bakanlar mahsur kaldı." diyordunuz Meclisteki nisap, oran, orantı için. Bakın 7 tane daha milletvekili, 8 tane daha milletvekili imkânı var. Birinci partiydiniz ya! Hadi! Hani diyorsunuz ya "AK Parti toparlandı, yeniden birinci parti oldu."
Size Adıyaman'da, Kastamonu'da, Kırıkkale'de, Afyon'da, Hatay'da, Kocaeli'de ve İstanbul'da hodri meydan diyoruz. Hadi diyoruz çıkın ve bu seçimi kazanın. Cesaretiniz varsa Cumhuriyet Halk Partisinin yerel seçimlerden beri işte %38, 34, 36 kaç ölçülüyorsa birinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisinin karşısına çıkın. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi değildir; mesele tam olarak bu milletin karşısına çıkmaktır. Siz şöyle bir şey dayatıyorsunuz: "Bir kez oy verin, sonra 5 yıl kenara çekilin." Anadolu'nun, Cumhuriyet'in en önemli kazanımı sandığı kendi namusu gibi bilen insanlarına bana bunu diyemezsiniz. Bir kere oy verin, sonra 5 yıl kenara çekilin. Anayasa diyor ki: "Bu insanlar hiç değilse ara seçimde sözlerini söyleyecekler."
Bu seçimden Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Erbakan kaçmadı, Türkeş kaçmadı, Özal kaçmadı. Yapılan ara seçimlerle Ecevit, ara seçim sonucundan sonra genel seçimlere gitmeye karar verdi. Özal ara seçimleri kaybetti, Demirel'in iktidarının önü açıldı ama sözü millet söyledi. Şimdi ne demek bu? Siz bir kere konuşacaksınız, bir daha karışmayacaksınız. İç politikada, dış politikada, ekonomide her her her alanda taahhüdünün tam tersi işler yapan bir iktidar şimdi milletin karşısına çıkmaya kaçıyor. Elbette ara seçim anayasal zorunluluk, Meclis Başkanı'nın yükümlülükleri var bu noktada; gideceğiz, konuşacağız ve bir şekilde bir şekilde bu milletin önüne sandık gelmesini zorlayacağız. "Yok, Anayasa manayasa tanımam, 77. maddeye göre seçilirim ama 78. maddeye gelince uymam Anayasa'ya." diyorsanız bunun da bir maliyeti var. Bu millet sandıktan kaçanı, iradesini gasp edeni unutmaz. Bursa'da, Aydın'da nasıl millet iradesi çalındı diye sandığa "ya sabır" çekerek bekliyorsa seçmen, İstanbul'da 13.000 farkı nasıl 806.000 yaptıysa kazanılmış bir seçimden mazbatayı iptal etmeniz üzerine 1.5 ayda; bundan sonra da seçmen sandık için gün bekliyor ve "ya sabır" çekiyor.
Bu konudaki çalışmamız, hazırlığımız zaten Sayın Genel Başkanımız grup başkanvekilliği sürecinden hem iç tüzük hem anayasa noktasında defalarca bu usul tartışmalarını tükettiğimiz, kendisinin de son derece hâkim olduğu alanlar bunlar.
Bu konuda da düşüncemi ifade ettim. Kendisi de seçimler konusunda biraz önce ortaya koyduğu yaklaşımı ifade ettiler. Biz bu İstanbul'da Anahtar Parti'nin İstanbul il başkanlığından bir kez daha İstanbul 1. Bölge'de kaçınılmaz olarak ama Sayın Erdoğan'ın cesareti varsa İstanbul'un tamamının da bu işin içine girmesi son derece mümkün.
Artık bu 19 Mart darbesinden sonra millet bu iftiralara mı inanmış yoksa Cumhuriyet Halk Partisi her geçen gün daha da mı güçleniyor, milletin bu iktidardan kurtulmak için tüm alternatifleri en iyi şekilde değerlendirdiği bir sürecin mi içindeyiz; bunların hepsini görmek üzere bakıyoruz.
Ara seçim gündeminde de bu ara seçimde sandığın gelmesi birinci önceliğimiz. Her seçim bölgesinde mutlaka adayımız olsun, biz olalım, biz kazanalım gibi iddialarımız yok. Hatay da hak yerini bulacaktır. Kocaeli'nde münasip olana herkes doğru bir şekilde yaklaşacaktır, her partinin kendi fikridir. Onun dışında da AK Parti bu sandıktan kaçmadıktan sonra millet sözünü sandıkta söyleyecektir."