ESKİŞEHİR HABER

Sadık Yurtman’dan su yönetimi vurgusu: “Suyun ticarileştirilmesine son verilmeli”

Eskişehir Çevre Koruma Ve Geliştirme Derneği Başkanı Sadık Yurtman, sulak alanların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek su yönetimi politikalarına dikkat çekti.

Abone Ol

Eskişehir Çevre Koruma Ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Yurtman şu ifadeleri kullandı;

“Binlerce yıldır suya dayalı uygarlıklar kuran yaşatan halklara can damarı olan su kaynakları, sulak alanlar yok olma tehlikesiyle yüz yüze. Barındırdıkları biyoçeşitlilik nedeniyle ekosistemin hem en önemli hem de en kırılgan alanları olan Uluslararası, Ulusal öneme sahip sulak alanlarımız, göller, nehirler ve yeraltı suları hoyratça tüketilmektedir.

Yaşam kaynağımız olan sulak alanlar, yalnızca doğal ekosistemler değil, aynı zamanda toplumların ortak varlığıdır. Sulak alanlar; temiz suya erişimden gıda güvencesine, iklim krizine karşı direncin artırılmasından biyolojik çeşitliliğin korunmasına kadar yaşamın sürekliliği için hayati bir rol üstlenmektedir. Göçmen kuşlardan balıklara, tarımdan balıkçılığa kadar sayısız canlı ve geçim kaynağı bu ekosistemlere bağlıdır. Sulak alanların kaybı, yalnızca doğanın değil, toplumların da yoksullaşması anlamına gelmektedir.

İklim Krizi gerçekliği dikkate alındığında kullanılabilir su potansiyelinin 2041 yılına doğru gittikçe düşeceğini öngörmek gerekmektedir. Dolayısı ile su havzalarını kirleten, yok eden sektörlere yapılan su tahsislerinin kaldırılması, iklim krizi ile mücadelede ekosistemlerin korunması, su ve gıda güvenliğinin sağlanması da yaşamsal önemdedir.

Kuş göç yolları üzerinde bulunan ülkemizde sulak alanlar göçmen kuşlar için göç yolunda yaşamsal duraklar olmuştur. Suyun ticarileştirilmesi politikalarına son verilmelidir. Önemli karbon yutak alanlarından biri olan sulak alanlar kuruyor, kuruyan sulak alan tabanında, turbadan çıkan metan gazı salımı oluyor, iklim krizini daha da derinleştirecektir. Nehirler altın madeni işletmelerine tahsis edilmemelidir. Damla sulamaya yönelik devlet destekli teşvik çok sınırlı düzeydeyken, kuru tarıma geçiş planı düşünülmemektedir.

Kirletilen su arıtılmadan derelere, toprak altına boşaltılıyor. Yürürlükteki yasal düzenlemeler, ciddi yaptırım getirmiyor. Yakında meclise sunulacak Su Kanunu suyun meta olmasını önlemelidir. Damla sulama seferberliğine ihtiyacımız vardır. Kaçak yer altı suyu kullanımını önlemek etkin denetim, caydırıcı ceza ve yaptırımlara gerek duyuyoruz. İçme suyu barajlarına koruma planları yapılmalı, sulak alanların koruma statüsü arttırılmalıdır. Su kültürümüzün olması elzemdir. Anadolu’nu bilen tüm halkı ve kültürleri suyu kutsal saymıştır.

Binlerce yıldır su kenarlarına yerleşmişler, antik kentler, yerleşimler bugün hala ayaktadır. Su hem doğrudan hem dolaylı, hem fiziken hem zihnen hem gönülden iyileştirici olmuştur. Dereleri, ırmakları vakti zamanında gürül gürül olan bu coğrafya bize su kemeri ve su değirmenleri yapmayı öğretmiştir.

Türkiye ve Dünya su krizi yaşıyor, küresel su iflası yakında kapımızı çalacaktır. Hızla gelişen kuraklık, yılların birikimi olan yer altı sularının şirketler veya tarım tarafından aşırı kullanılması, kirletilmesi bilime dayanan, ekosistemi gözeten, toplumcu halkçı su yönetimi politikalarını zorunlu kılmaktadır. Su krizi ve kuraklık karşısında doğayı koruyan, toplum refahını gözeten, ekosistem temelli, toplumcu katılımcı politikalar uygulanmalı, suyun ticarileştirilmesini, öncelikle şirketlere tahsisini öngören su tahsis planları iptal edilmelidir. İleride su krizini yaşamamak adına Sulak alanları gözümüz gibi korumalıyız.”