Eskişehir'de konuşan Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ şu ifadeleri kullandı;

"Bu konu Türkiye'nin gündemine gelir gelmez Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir basın toplantısı düzenledim. Ben Manisalıyım. 3 dönem Manisa milletvekilliği, bu dönemde Muğla milletvekilliği yapıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Grup Başkanlığı ve Grup Başkanvekilliği görevlerini ifa ediyorum. Bu konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde basın toplantısı yaptığım an çok fazla müspet tepkilerle karşılaştım ve burada da Zekeriya Bey de bizi ziyarete geldi, randevu aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde benimle konuştu.

Kendisi bizi Eskişehir'e davet etti. Cuma günü gelecektim, bu cuma gelecektim fakat baktım ki programlarımız çok yoğun. Pazartesi günü gelelim dedik, cumartesi günü kararlaştırdık. Cumartesi günü kararlaştırdık. Bu 2 gün içerisinde de sizlerle teşviki mesaide bulundu, hem siyasi partiler burada hem de vatandaşlarımız, mağdur edilmek istenen vatandaşlarımız burada.

Mesele nedir? Bu hükümet daha önce ilk milletvekili olduğumuzda memurlarımıza zam yaptı. Emeklilere de zam yaptı. Zam 2023 yılının sonlarıydı, seçimden sonraydı. Temmuz ayıydı yanılmıyorsam eğer, %25 zam yaptı. Fakat memurlara seyyanen zam yapmayı kararlaştırdı. 8.000 TL fazla para vereceğim sizlere her ay için dedi, emeklilere vermedi. Parlamento kapanmıştı ve biz Özgür Özel Bey ile o da grup başkanıydı, ben de grup başkanıydım. İkimiz aynı şehrin çocuklarıyız ve hemen kararlaştırdık, muhalefetle görüşerek parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırdık.

Olağanüstü toplantıya çağırınca AK Parti ve MHP milletvekilleri hep beraber bütün milletvekilleri gelecekler, parlamentoya gireceğiz ve diyeceğiz ki emeklilere de seyyanen zam verin diyeceğiz. Yani onlara da 8.000 TL verin diyeceğiz. Niye ayrım yapıyorsunuz diyeceğiz. Fakat baktık ki AK Parti ve MHP milletvekilleri içeri girmiyorlar. Niye? Çünkü 200 kişi olmazsak parlamento tekrar kapanacak, bizim görüşlerimiz konuşulmayacak. Biz 260 kişi içeri girince onlar da tıpış tıpış içeri girdiler ve kendilerine şöyle seslenmiştim kürsüden: "Eğer yaptığınız zammı hakikaten doğru kabul ediyorsanız çıkın bu kürsüye savunun. %25 çok yüksek bir paradır. Enflasyona sizi ezdirmeyiz. Artık mutfağınızda kesinlikle bir çaresizlik duymazsınız hanımefendiler. Çocuklarınız kreşe rahat giderler, okullara rahat giderler, evinizi rahat alırsınız, kiranızı rahat ödersiniz. Enflasyonun üzerinde zam yaptık deyin." dedik. Tabii reddettiler, biz mücadeleye devam ettik.

O günden itibaren bu mücadele devam etti. Ardından bir 31 Temmuz seçimleri geldi biliyorsunuz. Türkiye'de ne kadar emekli var biliyor musunuz? 17.700.000 emekli var arkadaşlar. O zaman o emekliler de gereğini yaptılar. İlk milletvekili olduğumda EYT diye bir problemi gördüm ben. Emeklilikte Yaşa Takılanlar. Hiçbir kanun geriye işlemez ama sadece af kanunu geriye işler. Baktım ki geriye işlemiş bu kanun. Gideyim bu dernek başkanlarını göreyim, bu mağdurları göreyim dedim. İstanbul'da Dernek Başkanı hanımefendiyi, Gönül Boran Özüpak Hanımefendi'yi ziyaret ettim. Ekonomistleri aldım yanıma ve dedim ki: "Bak Sayın Erdoğan diyor ki iktidarıma mal olsa da bu EYT kanununu değiştirmeyeceğim. Emeklilikte Yaşa Takılanlar kanununu değiştirmeyeceğim." 1999'da çıkmış, ardından da "İskandinav ülkelerinde böyle battı." diyor dedim. Ekonomist arkadaşlar: "Hayır öyle değil." dediler. "Burada mağduriyetler var, devletin de bir mağduriyeti olmaz ve bu mağduriyetlerin giderilmesi lazım." dedi.

Onlara şunu söyledim: "Dedim ki ben geldim, sizin derdinize vakıfım, siz de probleminizi anlattınız. Şimdi iş halloldu mu?" dedim. "Yok." dediler, "İş hallolmaz." dediler. "Şimdi sizin nüfusunuz ne kadar?" dedim. "2.250.000 kişiyiz." dedi kadın. "Bu şekilde mağdur olan 2.250.000 mağdur insan var. Bunları 1 ile çarparsan 2.250.000, 2 ile çarparsan ne yapıyor 4.500.000, 3 ile çarparsan yaklaşık 6.000.000-7.000.000 civarında. Bu seçimi etkiler mi?" dedim. "Etkiler." dedi hanımefendi. "İstediğini Cumhurbaşkanı yapar bunlar." dedi. "Bu emekliler, Emeklilikte Yaşa Takılanlar istediğini Cumhurbaşkanı yapar." dedi. O zaman dedim: "Sokağa çıkın. O zaman anayasanın size vermiş olduğu hakkı kullanın. Nedir bu? Toplantı. Aynen bugün sizin yaptığınız gibi. Nedir bu? Yürüyüş. Nedir bu? Gösteri yapmak, toplantı yapmak, yürüyüş yapmak." diyerek bununla ilgili olarak "Gelin Türkiye'de belli başlı şehirlerde Diyarbakır'da, Trabzon'da, Samsun'da, Ankara'da, İzmir'de, Adana'da, Mersin'de ve aynı zamanda İstanbul'da mitingler yapalım." dedim. "Tamam." dedi kadın, Gönül Hanım "Tamam." dedi ve bunlar sokağa çıktılar. 30.000 kişi, 40.000 kişi, 50.000 kişi. Bunlar sadece bildirim sundular, "Şurada toplantı yapacağız." ve ardından da seçime az bir ramak kala ne oldu arkadaşlar? İçinizde vardır, Emeklilikte Yaşa Takılanlardan faydalananlar vardır, çıktı mı o kanun? Çıktı değil mi? Çıktı.

Parlamentoda biz yeni yol grubu olarak Gelecek, Saadet, DEVA Partisi milletvekilleri olarak, ben tecrübeli bir milletvekiliyim, biz direnmiyoruz arkadaşlar. Diğer muhalefet partileri de direnmiyor; İYİ Parti direnmiyor, CHP direnmiyor, diğerleri de direnmiyorlar ama bizim hakikaten biraz önce Saadet Partisi İl Başkanımızın söylediği gibi özgür ağırlığımız fazla. Neden? Çünkü biz Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ayrıldık. Oradan ayrılarak parti kurduk; DEVA Partisi olsun, Gelecek olsun. Sayın Erdoğan da Saadet Partisi'nin içerisinden çıktı. O biliyor nereden, kendisinin dilinden anlayanları biliyor o. Belki biz oy olarak çok fazla bir oy potansiyeline sahip değiliz ama kararsızları çoğaltıyoruz. Parlamentoda yapmış olduğumuz mücadeleyle satın alınmayan ve satmayan seciyelerimizle beraber biz muhalefeti çoğaltıyoruz, kararsızları çoğaltıyoruz. Onlar seçim zamanı gereğini yapacaklar.

Gelelim şimdi hobi bahçelerine. Manisa'da da aynı sıkıntı var, Muğla'da da aynı sıkıntı var ve de Türkiye'nin her yerinde aynı sıkıntı var. Bu sayının 5.000.000 ile 7.000.000 civarında olduğu söyleniyor. Çok büyük bir rakam bu ve ben buradan hükümete sesleniyorum. "Hükümet, sen imar barışı yaptın mı? İmar affı çıkarttın mı?" Çıkarttı değil mi? Çıkarttı. Peki çıkartırken bir kriter getirdin mi? Hayır getirmedi. Çünkü seçime doğruydu ve bunu istismar ederek; bunlar depreme dayanıklı mı, deniz kenarlarında plajlara mı yapıldı veya Türkiye'nin şehirler estetiğini mi bozuyor, bunlar nerelere yapıldı, tarım arazilerine mi yapıldı; hiçbir kriter yoktu ve af getirdi. Eğer Maraş depremi olmasaydı bir af daha getirecekti. İmar yasasıyla ilgili bir af daha getirecekti. Baktı ki pabuç pahalı, onu erteledi. Çünkü 80.000 kişi ölmüştü. Çünkü 100.000 kişi yaralanmıştı, 11 şehir yerle bir olmuştu. Tedbir almamışlardı.

Japonya'da da deprem oluyor Eskişehirliler. Olmuyor mu? Şili'de de oluyor, olmuyor mu? Meksika'da da oluyor, olmuyor mu? Hadi Japonya dünyanın 7. büyük devleti, 5. büyük devleti; Şili 40., Meksika 50. Deprem oluyor; 5 kişi ölüyor, 3 kişi ölüyor. Ya biz 22. büyük ekonomiyiz, bizde 80.000 kişi ölüyor. Hesap sormayalım mı arkadaşlar? Efendim TOKİ konutlarını yapıyorlarmış. TOKİ konutlarını ediyorlarmış. Ya öldük öldük. Travmalara uğradık. Adam gibi yönetin bu ülkeyi. Doğru yönetin bu ülkeyi ve bizi şununla bununla geçmişle kıyaslamayın. Bizi Japonya ile kıyaslayın, bizi Yunanistan ile kıyaslayın, bizi Almanya ile kıyaslayın. "Niye? Geçmişte falan iktidar böyle yapmış. Efendim siz şöyleydiniz, siz böyleydiniz." Ya bırak onları canım. Sen dünya lideri olarak gelmişsin, diyorsun ki: "Ben dünya lideriyim." Dünya lideriysen dünyaya uygun yarıştıracaksın bizi. Almanya ile yarıştır, Yunanistan ile yarıştır. Yarıştırmıyor.

İktidarın yaptıklarını anlatayım sizlere: bu konu, 2020 yılında çıkartılmış olan bir kanun. Kaç sene geçmiş? 6 sene geçmiş. Bu hobi bahçelerinin tarihi en az 10 sene; yani 40 senedir, 50 senedir var ama en az 10 sene bu hobi bahçelerinin tarihçesi. Sen kaç senedir iktidardasın? 23 yıldır, 24 yıldır iktidardasın. Buralara bu evler yapılırken, bu bahçeler tahsis edilirken neredeydin? Senin uydun yok muydu? Senin zabıtan yok muydu? Senin polisin yok muydu? Senin Çevre Şehircilik İl Müdürlüğün yok muydu? Senin Tarım Müdürlüğün yok muydu arkadaşlar? Vardı. Niye yaptırdın? Neden yaptırdın bunları? Zararlıydı madem, niçin yaptırdın bu insanlara?

Geldi insanlar arazi aldılar. Kendi arazilerine birer konut yaptılar küçük de olsa; bir prefabrik yaptılar, iki tane kerpiç koydular oraya, iki tane tuğla koydular ve başlarını soktular. Köyden geldik şehirlere; bu köyden şehre gelişi de yönetemediler, bu iktidarların hepsi yönetemediler. Avrupa’ya gidiyorsunuz, en güzel evler kent kenarlarındaki evler. En zenginler şehir dışında oturuyor, tek katlı evlerde oturuyor. Bizim zenginler ise şehirleri doldurdu; şehir demeye bin tane şahit lazım. Yeni Romanya’dan geliyorum; komünizmle yönetiliyordu, 4 sene oldu Avrupa Birliği’ne gireli. Türkiye’nin en başarılı muhalefet milletvekili ödülünü aldım ben Romanya’da. Gittim şehirleri görün arkadaşlar; caddeleri görün, sokakları görün, meydanları görün. Öyle bir yer yok Türkiye’de, öyle bir şehir yok. Ondan sonra kalkıp 'Avrupa bizi kıskanıyor, Almanya bizi kıskanıyor, Fransa bizi kıskanıyor' diyorlar.

Yeni geldim Almanya’dan, parlamentoda konuşuyorum; 'Ya hakikaten dediğiniz doğru' dedim ya. Süleyman Soylu’nun dediği doğru; bu Almanya bizi kıskanıyor, bu Fransa bizi kıskanıyor, metroları yok. Bak hızlı trenleri yok, otobanları yok, tramvayları yok dedim. Sonra dedim ki; ironi yapıyorum, ya yapmayın Allah aşkına. Her yere, Almanya’nın her şehrinde metrolar var; her şehrinde hızlı trenler var, 300 kilometre hızla gidiyor. Otobanları var, tramvayları var, doğru şehirleri, doğru meydanları var dedim. Ve ardından döndüm; 'Ya utanmıyor musunuz siz' dedim ya. Biraz utanın, yüzünüz kızarsın. Bu siyasetçiler birazcık kendilerine çeki düzen vermek mecburiyetindeler.

Hobi bahçeleri; şimdi gelmişsiniz 'yıkacağız' diyorsunuz burayı ve kendi kendinize de yalanlar söylüyorsunuz her zaman yaptığınız gibi. Yanlışlar söylüyorsunuz. Nedir? 'Bu elektriği kim getirdi buralara? Elektriğiniz var mıydı?' Vardı değil mi? E var, elektrik olmadan buzdolabı olur mu, çamaşır makinesi olur mu? Tarım aletleri çalışır mı? Ben köylüyüm, köyde doğdum, gecekonduda büyüdüm, çiftçilik yapıyorum hâlâ; hem Manisa’da hem Ankara’da ben çiftçiyim. Peki elektriği kim getirdi buraya? Kim bağlattı bu elektriği, kim izin verdi kardeşim? Buradan kademe almadın mı sen? Almadın mı sen buradan vergi bizden? Aldın. O vergiyle ne yaptın? O vergiyle; peki buraya su bağlandı mı? Bağlandı sular. Kim bağladı bu suları? Belediyeler bağladı. Belediyeler kime bağlı, İçişleri Bakanlığı’na bağlı değil mi? Görmedin mi sen bunları? Gördün.

İnsanlar oralarda tarım aletleri aldılar, insanlar oralara geldiler, ürünler ürettiler çocuklarıyla, torunlarıyla beraber; 'bir temiz hava alayım' diyerek senin yapamadığını, yanlış yaptığın şehircilik anlayışını bunlar hiç olmazsa telafi etmek isteyip kenarlarda, kıyılarda, köşelerde yer aldılar. Bazıları da buradan zenginlik sağladılar; kimler? Kooperatifler kurdular, arazilerini sattılar, büyük paralar kazandılar. Şimdi geliyorsunuz siz 'ben buraları yıkacağım' diyorsunuz. Ben buradan hükümete sesleniyorum; bak sayı çok fazla. Siz Allah’tan korkmuyorsunuz, oydan korkuyorsunuz. Bu vatandaşlardan oy var, Allah’tan korkmuyor, bu vatandaşlardan oy var. Sandığa gidecekler bunlar; sizi bu saatten itibaren akşamları gözünüze uyku girmeyecek."

İktidara sesleniyorum: o parlamentoya gelirken kanunları getiriyorsunuz, hiç çalışmıyorsunuz dersinize ve ardından komisyonlara getirip komisyonlardan yangından mal kaçırır gibi; 5-6 komisyonda görüşülecek konuyu tek komisyona indiriyorsunuz. Onlarca kanun anlatırım arkadaşlar size. Buradan da muhalefet milletvekillerine de sesleneyim; parlamentoyu ihmal etmeyin olur mu? Parlamentoda oylamalara gelin olur mu? Parlamentoda o kanunlara doğru bakın olur mu? Ben Manisa Milletvekiliyim, iktidarda da çalıştım. Ben iktidarda genel başkan yardımcısıydım; 3 dönem milletvekilliği, Manisa 1. sıra milletvekiliydim. Ceketimi aldım ve çıktım 17-25 Aralık'tan sonra. Kim yapar orayı? Birileri 3 milyonla gidiyorlar oraya, birileri 5 milyonla gidiyorlar. Ne var orada? Zenginlik var değil mi? Orada ne var? Orada haksız kazançlar var değil mi? Rantlar var, siyasi nüfuzlar var değil mi? Ben bunu hep söylüyorum, her yerde de söylüyorum. Kürsüde sesleniyorum orada; mal varlıklarınızı açıklayın siyasetçiler, mal varlıklarınızı; valiler, emniyet müdürleri, generaller, genel müdürler açıklayın. Sorun onlara, sorun, sorun. Siz de seçim zamanı hesabını sorun; partilere oy vermeyin, o amblemlere oy vermeyin, o liderlere oy vermeyin. Kim hakikaten adamsa, milletvekiliyse, bağımsız olsa onu seçin; Muhsin Yazıcıoğlu'nu seçtiğiniz gibi, Mesut Yılmaz'ı seçtiğiniz gibi, Kamer Genç'i seçtiğiniz gibi seçin böyle adamları. Seçin bu adamları.

Sizin parlamentoda sesinizi yükselteceğiz arkadaşlar. Haksızlığa maruz kalıyorsunuz; kim haksızlığa maruz kalıyorsa ben onların yanındayım. Kim mağdursa, kim mazlumsa, kim haklıysa biz onun yanındayız. Kim de haksızsa onun karşısındayız değerli arkadaşlar. Şimdi bu hobi bahçeleriyle ilgili bir düzenleme yapmak zorundasın iktidar; yapacaksın. Gel buralarla ilgili olarak, eğer depreme dayanıklı değilse depreme dayanıklı hâle getir, süre ver. Aynı zamanda teşvik ver, aynı zamanda kredi ver bu insanlara. Aynı zamanda eğer bu araziler tarım arazileriyse bununla ilgili olarak 30 metre kare tarım evlerine kadar izin ver ya. Türkiye’de, buraya yazdım ben; Türkiye’de kusura bakmayın, şimdi ülkemizde 240 milyon dekar tarım arazisi var. 240 milyon dekar tarım arazisi var. 20 milyon ailenin tamamına, diyelim ki 20 milyon kişi hobi bahçesiyle uğraşıyor; tamamına biz 300 metrekare tarım arazisi versek ne kadar yapıyor biliyor musunuz? 6 milyon dekar yapıyor. Türkiye’deki tarım arazilerinin ne kadarına tekabül ediyor biliyor musunuz? %2,4'üne tekabül ediyor. Peki burada aynı zamanda biz konutları hesaplasak? Binde dördüne tekabül ediyor; binde 4, binde 4."

"Senin nerene zarar veriyor bu? Hükümet, senin nerene? Tarım arazileri... Peki sana soruyorum ben: hadi gelin ben bir araştırma komisyonu önergesi vereyim size, ne diyeyim biliyor musunuz? Ve iktidara geldiğiniz andan itibaren siz hangi tarım arazilerini sanayi arazisi yaptınız? Hangi tarım arazilerini siz binalar yaptınız, tarım arazilerini imara açtınız? Binlerce, on binlerce metrekare yerleri yapmadılar mı? Yaptılar, yaptılar ve köylerde adam kalmadı. Tarımmış; ne tarımı, sen toplulaştırmayı yapamadın ki daha şimdiye kadar. Tarımda artık yaş 58'e çıktı, köylerde insan kalmadı tarım arazilerinde. Sen kalkmışsın, tapmışsın şimdi buradan insanlara; gel buraları düzenle, yanlışlık varsa yolunu yap, belediyeyle beraber çalış. Efendim, 'ben sizlere ceza vereceğim.' Ne kadar? 100 bin lira. 'Her seferinde de artıracağım ben sana bu cezaları' diyor. Peki bu insanlar parayı öyle kolay mı kazanıyorlar? Enflasyon ne kadar? O nedenle bir de diyorlar ki; buralarda zenginler varmış. Ne zengini ya? Bunlar mı zengin? Bunlar mı zengin? Mal varlığını açıklamayanlar zengindir. Mal varlığını nasıl kazandığınızı biz biliyoruz sizin, çoğunuzu biliyoruz biz sizden. Niye mal varlığınızı açıklamıyorsunuz? 100 bin lira maaş alan adam 4,5 milyon dolarlık yat almış, 4,5 milyon dolarlık yat almış bir tane rektör; soruyoruz 'gelin bunu araştıralım' diyoruz, araştırmıyorlar.

Biz sizin yanınızdayız. Yeni Yol Grubu olarak yanınızdayız, İYİ Parti olarak yanınızdayız, beraberiz. Ben aynı zamanda Zekeriya Bey'e de teşekkür ediyorum Ankara’dan gelip bizimle diyalog kurduğu için; yani vatandaşlık görevini yaptığı için. Sizlere de teşekkür ediyorum vatandaşlık görevinizi yapın. Vaktinizi, belki şimdi nakdinizi de cebinizden harcayarak peşine gideceksiniz, aşkınızın peşinde koşacaksınız buraya geldiniz. Hak verilmez Türkiye’de arkadaşlar; Türkiye’de hak alınır, alınır. Hak verilmez, alınır.

Öncelikle hoş geldiniz, sefalar getirdiniz değerli arkadaşlar. Biz sizin yanınızdayız ve ben buradan hükümete sesleniyorum. Devlet demiyorum, hükümet kelimesini dahi ediyorum. Devlet hepimizin arkadaşlar. Hepimizin devletinin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ama hükümetin adı başka: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi.

Ben buradan hükümete sesleniyorum: Hükümet, ince eleyip sık doku. Bak, muhalefet edeceğiz sana burada. O Büyük Bahçeli ile uğraşma. İnsanların arazileri ile uğraşma. Bunlarla ilgili bir düzenleme yoksa düzenlemesini yap. Bunlarla ilgili imar problemi varsa bunların imarlarını hallet. Bunların deprem ile ilgili bir problemi varsa depremlerini hallet. Ama suyunu keseceğim, elektriğini keseceğim, doğal gazını keseceğim, yolunu kapatacağım, binanı başına yıkacağım dersen vallahi sandıklarda da biz sana gök kubbeyi sizin başınıza yıkarız haberiniz olsun. Doğru yönetseydiniz de güzel şeyler yapsaydınız. Son sözümü de söyleyeyim ve sizden ayrılayım değerli arkadaşlar.

Şimdi geçenlerde bir kanun geldi parlamentoya. Hep torba yasa getiriyorlar. Elma şekerlerinin içerisine zehirleri koyuyorlar. Bak diyoruz ki bu zehirleri ayrı getirin bunlara hayır diyelim, şu elma şekerlerini ayrı getirin bunlara da beraber evet diyelim milletin lehine. Ama siz bize hep böyle elma şekerleriyle zehirleri aynı torbaya koyuyorsunuz, biz mecburiyetten hayır demek zorunda kalıyoruz. Yapmayın diyoruz. Sonra muhalefeti konuşturun diyoruz, konuşturmuyorlar muhalefeti. Niye? Hani konuşan Türkiye inşa edecektiniz?

Geçen gün bir kanun geldi, baktım kanuna. Zaman zaman ben biraz sert konuşan parlamenterim, bütçe görüşmelerinde falan belki takip ediyorsunuzdur. Televizyonlar da bizi ne kadar çıkarırsa o kadar çıkabiliyoruz televizyonlara. Herkesin bir partizanlık tavrı var, herkesin kendisine göre bir arkasındaki destekçileri var. Kanun şu: Eskiden, şimdi hepiniz, çoğunuz hacca gideniniz vardır, umreye gideniniz vardır. Türkiye’de her yıl 1.500.000 kişi hacca ve umreye gidiyor. 250.000 hacca gidiliyor hac mevsiminde; yaklaşık 1.200.000 - 1.300.000 de umreye gidiyor insanlar. Allah kabul etsin.

Burası eskiden Başbakanlığa bağlıymış, şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtiği için bir kanunun çıkması lazım; denetimi kim yapacak? Bu paraların denetimini kim yapacak? Bir düşünebiliyor musunuz 1.500.000 kişinin parasını? Bir umreye gitmek 100.000 liradan aşağı değildir, hacca gitmek 300.000 liradan aşağı değildir. Hesaplayın bakalım 1.500.000’a bir 200.000 ortalama koyun ne ne kadar yapıyor, siz söyleyin bana.

Ardından bir baktım ki buradaki denetim mekanizmaları eskiden: 1 - Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık Devlet Denetleme Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Sayıştay denetliyormuş. Çok güzel, 3 tane denetim mekanizması var. Paraları nereye harcıyorsunuz, nasıl harcıyorsunuz diyerek. Ve ardından da demişler ki şimdi: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçince bu kanun çıkıyor, Cumhurbaşkanı uygun gördüğü takdirde Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından denetlenmesine. Dedim ya niye Cumhurbaşkanının işi gücü yok da binlerce kurum var, 'Şu kurumu gidin denetleyin' mi diyecek? Adamın işi var gücü var.

Peki şöyle yazsak nasıl olur dedim: Her yıl bu kurum denetlenir. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve Sayıştay tarafından denetlenir diye yazsak ne olur dedim. Durdular 'Efendim falan...' Bak direneceğiz kardeşim, direneceğiz size. Çıkıp kürsülerde anlatacağız. Bu denetimlerden niye korkuyorsunuz? Korkmayın bu denetimlerden. Eğer yanlış iş yapmazsanız, eğer hırsızlık yapmazsanız, eğer ihaleye fesat karıştırmazsanız, rüşvet almazsanız, komisyon almazsanız korkmazsınız, hesabınızı verirsiniz, rahat gidersiniz. Eğer ben yarın öldüğüm zaman doğru yaşadıysam, güzel insan olduysam, iyi insan olmaya çalıştıysam Allah’a gitmekten korkar mıyım? Ölümden korkar mıyım? Korkmam ki. Giderim ben Allah’a; 'Allah’ım ben güzel insan olmaya çalıştım, küçük kusurlarım vardır, onları da bağışla' derim. Ama siz bu denetimden kaçıyorsunuz dedim.

Niye bunu söyledim? Değerli hemşehrilerim, şunu şundan dolayı söyledim: Sayıştay, Diyanet İşleri Başkanlığını denetlemiş. Diyor ki 'Bir ihale yapmışsın, bu ihaleyi davetiyeli yapmışsın' diyor. Yani pazarlık usulü yapacağın yerde, çatır çatır en ucuzu verene vereceğin yerde birilerine vermişsin diyor. Diyanet yazı yazıyor; 'Çok acildi efendim, onun için davetiyeli yaptık.' Tekrar Sayıştay yazı yazıyor Diyanet’e; 'Nasıl acildi?' diyor. 'Efendim Ramazan’a bir hafta kalmıştı' diyor, 'onun için acil yaptık.' Sayıştay yazı yazmış: '20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl, 100 yıl sonra Ramazan’ın ne zaman geleceği tarihi, saat saat, dakika dakika bellidir. Bu da belliydi, niye önceden bunu bildiğin halde böyle yaptın?' diyor. Ve onun için direndik biz ona.

Değerli arkadaşlar, bu devlet çok değerli. Başka devletimiz yok. Son cümle: El cüz-i la yetecezzadır Türkiye. Türkiye, parçalanamayan parçadır. Türkiye, ta 1683 sizin tarih kitaplarınızda okutulan Viyana Bozgunundan, Kohenberg’den beri küçüle küçüle, küçüle küçüle buraya geldi arkadaşlar. Bu devlet azizdir. Bu millet değerlidir ve neciptir. O zaman bu aziz devletin, bu necip milleti zengin yaşayacak. O zaman bu devlet özgür yaşayacak, mutlu yaşayacak ve de aynı zamanda adil bir Türkiye’de yaşayacak değerli arkadaşlar, şeffaf bir Türkiye’de. Denetlenebilir bir Türkiye’de, hesap verebilir idarecilerin olduğu bir Türkiye olsun istiyoruz hep beraber. Yoksa 'Efendim denetlenmeyeyim, hesap vermeyeyim, kurumlarım şeffaf olmasın, dediğim dedik, çaldığım düdük olsun, Ali kıran baş kesen olayım, sonra da buraya demokratik Türkiye diyeyim' öyle mi?

Arkadaşlar, hep beraber hukuk devletini inşa edelim. Biz sizin yanınızdayız. Bu konuda bir düzenlemeye parlamentoda hükümetle beraber varız, bir düzenlemeye varız ama yıkılmasına, heder edilmesine, bu insanların psikolojilerinin bozulmasına ve de bin bir servetin heder edilmesine asla razı değiliz ve karşıyız.

Son bir şey daha söyleyeyim arkadaşlar. Şimdi Zekeriya Bey öncülük yaptı, beni buraya davet etti. Partileri toparladı, topladı ve getirdi. Şimdi sizler de heyetler halinde Türkiye’nin tamamında meclise bekliyoruz sizi. Grup toplantılarımıza bekliyoruz sizi. Gelin heyetler halinde 81 vilayetten heyetler oluşturun ve oraya 300 kişi, 500 kişi gelerek bizleri ziyaret edin, biz sizi parlamentoda konuk edelim. Gelin konuşun parlamentoda. Hem de çok hızlı bir şekilde yapın bunları. Yarın, bugün bekliyoruz değerli arkadaşlar. Biz sizi koydururuz, siz merak etmeyin. Arkadaşlar vatandaşlarımızın yeridir Ankara. O Ankara bir partinin değildir, bir milletvekilinin değildir, bir Cumhurbaşkanının değildir; 86 milyonundur efendim. Ondan emin olun, sizleri bekliyoruz Ankara’ya. Ankara başkenttir ve millete aittir."