Eskişehir'de konuşan CHP Parti Meclisi Üyesi ve CAO Adalet Politika Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz şu ifadeleri kullandı;
Eskişehir'de bulunmak benim için de çok güzel. Bu ürettiğimiz politika setlerini anlatmak için bütün Türkiye'yi gezeceğiz. Anadolu'da yola çıkıyoruz, ilk durağım Eskişehir oldu. Bu bana ayrı bir güç ve motivasyon veriyor. Çünkü Eskişehir Anadolu'da açan bir çiçek; birçok şeyin mümkün olduğunu burada belediye başkanlığı görevini yapan kıymetli başkanlarımız bize zaten gösterdiler. Çok kıymetli Eskişehirlilerin de beni dinlemek için gelmiş olması beni bugün çok mutlu ve heyecanlı kılıyor.
Önerilerimize gelince; şimdi sorunları anlatarak hep başlıyoruz. Sorunları çok kişi biliyor, çoğu zaman da şu cevabı alıyoruz: "Hocam, sorunları zaten biliyoruz. Siz bunları nasıl çözeceksiniz, bize biraz ondan bahsedin." Yargının bugün siyasetin bu kadar içinde olması, hatta emrinde olması ve hatta aracı haline gelmiş olması neden? Biraz bunun hastalığını teşhis edip, doğru teşhis edip doğru yerden tedavi edebilmek için şöyle biraz geriye sizi götürmek istiyorum.
Baktığımız zaman siyasetten bağımsız ve tarafsız olmamasının nedenini arayarak başlamamız lazım. 2010 anayasa değişikliklerine gidiyor. Bizim literatürde court-packing dediğimiz adaleti paketleme, yargıyı paketleme; üye sayılarını değiştirerek kendi istedikleri üyeleri atayarak partizanlaşmış yargıçlarla başladı. 2010 FETÖ'nün yargıda yerleştiği kırılma anlarından birisiydi. Sonra 2017 anayasa değişikliği; 2016'da bu kadroların tasfiyesi ve bu kadroların yerine AK Parti il, ilçe teşkilatlarından çeşitli avukatların hakim ve savcı olarak alınması veya biliyorsunuz bu alım usullerinde uyguladıkları mülakatla oldukça partizan birtakım kadroların hakimlik savcılık makamlarına gelmesi.
Siyasallaşmanın temel aracı Hakimler Savcılar Kurulu dediğimiz kuruldur. Kurul; hakim savcıları mesleğe kabul eden, atayan, nakletme işlerini yapan, yükselten, disiplin cezaları verme gibi yetkilere sahip olan kuruldur ve alt mahkemeleri de dilediği gibi şekillendirmektedir. Kurul, Danıştay'ın 4'te 3'ünü üyelerini belirliyor 12 yıl için, 4'te 1'ini de Cumhurbaşkanı bizzat belirliyor. Aynı zamanda Yargıtay'ı da belirliyor kurul. Şimdi baktığınız zaman kurulu kim belirliyor diye; kurulun başkanı Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor. Yardımcısı müsteşarı, Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor. Diğer 4 üye doğrudan Cumhurbaşkanınca belirleniyor. 13 üyenin 7'sini de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Cumhurbaşkanının genel başkanı olduğu parti ve koalisyon ortağı belirliyor.
Yani hakimleri atayan, cezalandıran, yükselten, görev yerlerini belirleyen kurulu bir partinin genel başkanı belirliyor. Yapının kendisi bizzat siyaset tarafından belirleniyor. Ve bizim hakimlerimizin coğrafi güvencesi yok. Bu ne demek? Bir yere tayin edildiğiniz zaman, Eskişehir'e tayin edildiniz, şu kadar süre görev yapacaksınız; önceden biliyor olmanız lazım. 3 yıl Eskişehir'deyim, görevim bitecek, tayinim çıkacak. Bu 3 yıl dolmadan görev yerinizin değişememesi lazım. Ama değişebiliyor. İBB davalarında gördüğümüz şey var değil mi? Neredeyse 9 hakimin, neredeyse bütün mahkemelerde Ekrem İmamoğlu'nun hakimlerin görev yerleri değişti. Diploma iptalini inceleyen idare mahkemesinin 2 üyesi Maraş'a gönderildi, 1 üyesinin de görev yaptığı yer İstanbul içinde değişti.
Yani hem coğrafi güvenceleri yok hem de bugün ceza mahkemesinde bir koltukta oturuyorsanız yarın tüketici mahkemesinde ya da ticaret mahkemesinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Uzmanlık alanlarına dair de yer güvenceleri yok hakimlerin. Bu onları son derece baskıya açık hale getiriyor ne yazık ki. Sorunu böylece tespit ettiğimiz zaman bir de mesleğe alım hikayesi var ki; hakimlik savcılık sınavını kim yapıyor? Adalet Bakanlığı yapıyor. Bakanlık alımda bir de mülakat uyguluyor.
Bu başkanlık sistemine geçiş sırasında yine böyle davet edildim, Adıyaman'a gittim. Şimdiki Adıyaman Belediye Başkanımız o zaman baro başkanı, baro başkan yardımcısıydı. İşte baroda avukat meslektaşlarımızla bu olmaz başkanlık sistemi gelirse şöyle olacak tehlikeleri bunlar ki o gün söylediklerimiz misliyle gerçekleşti. Orada genç bir avukat arkadaşımız söz aldı dedi ki: "Hocam dedi, ben yeni girdim hakimlik sınavına dedi. Yazılıyı kazandım mülakata gittim. Mülakatta bakanlıkta mülakatı yapanlar, Adalet Bakanlığı bürokratları, Menzil tarikatından gelen listede adınız yok." Adıyamanlı ya, tarikatın merkezi orası. "Seni kaçırıyor muyuz? Var mı senin tarikatta listen?" diye soruyorlar. Bakın, kimin hakim savcı olacağına bir tarikat şeyhinin yazdığı listeyle karar veriliyor bu ülkede. Vicdanına, anayasaya ve kanuna göre karar vermesini bekleyebilir misiniz böyle bir durumun?
Hoşgörülü, siyasetten bağımsızlaşmış, tarafsız bir yargı yaratabilmeliyiz. Bunun için de yapacağımız şey, ilerleyebiliriz, önce arındırma. Yargıda güveni sağlamak için arındırma. Neyi kastediyoruz? Genel Başkanımıza sordum, dedim ki: "Bence arındırma gerekiyor yargıda, bunu yapacak mıyız Genel Başkanım?". "Çitileye çitileye arındıracağız hocam." dedi.
Çitilemek için geleceğiz. Yani neyi kastediyorum, şunu kastediyorum: 2016 askeri darbe girişiminden sonra 5.000 küsur yargıç görevden alındı. Ve o aşamada hakim savcı olmak için gereken yazılıda 70 alma kriterini 50'ye çektiler. Avukatlar için de bu yolu açtılar, il ilçe teşkilatlarıyla doldurdular. Daha dün AK Parti ilçe teşkilatının başındaki kişinin bugün kürsüde bizi yargılıyor olabilmesinden adalet bekleyebilir miyiz?
Bunun için dünyada da örnekleri var. Türkiye gibi otoriter rejimlerden gerçek demokrasiye ve hukuka geçişte yapılması gereken, bir takım görevin etik gereklilikleriyle bağdaşmayan hakim ve savcıların meslekten çıkarılmasıdır. Arındırmadan kastettiğimiz budur. Bunun için de hakimlikle bağdaşmayan aktiviteler içinde olan, mesleki yeterliliği bulunmayan ve yolsuzluğa, Anayasa Mahkemesi kararlarına direnerek kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma gibi birtakım suçlara bulaşan yargı mensuplarının yargı görevinden çıkarılmasını kastediyoruz.
Bunu nasıl yapacağız? Elbette biz eleştirdiğimiz hukuksuzluklar gibi hukuksuz bir yöntemle yapmayacağız. Tam bir savunma hakkı vermek suretiyle, Hakimler Savcılar Kurulu bünyesinde güçlendirilmiş bir teftiş kurulu eliyle; mesleki yeterliliği var mı, yargıcın uyması gereken etik ilkelere ki bunlar Bangalore ilkeleri, hem uluslararası hukukta hem kendi hukukumuzda var olan bu ilkelere göre yargı kadrolarımızı denetleyeceğiz. Ve açıklanamayan mal varlığına sahip bulunan yargı mensuplarını mutlak surette görevden çıkaracağız. Suç unsuru bulduklarımızı da ayrıca işlemiş oldukları suçlar sebebiyle elbette yargılanabiliyor olmaları gerekiyor.
Burada mali suçlarla mücadele masası MASAK gibi kuruluşları da gerçek amaçları doğrultusunda bu parayı izlemek üzere kullanmayı planlıyoruz. Çünkü ne yazık ki halen elbette görevde bulunan son derece saygın, dürüst, namuslu hakimler savcılar yok mu? Çok şükür ki var, elbette var. Ve zaten bu hakimlerle savcılarla off the record konuştuğunuz zaman, yargının içinde çıkar amaçlı suç örgütlerinin faaliyette bulunduğunu bizzat kendileri söylüyorlar bize bunun var olduğunu ve temizlenmesi gerektiğini.
Dolayısıyla biz eğer yargıda güveni tesis edeceksek buna insanlarda güven uyandıracak bir kadroyla başlamamız lazım. Bunu yaparken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Arnavutluk'a karşı, Arnavutluk'ta da yapılmış bu, işte Almanya birleşirken Almanya'da yapıldı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin bununla ilgili içtihatları var, çeşitli kriterler var. Hukuka uygun biçimde nasıl yapacağımızın yol haritası da belli. Biz de bunu izleyerek yapacağız.
Sonrasında 70 puan sınırı çerçevesinde temiz kan, temiz suyla kirli suyu yıkayacağız. Aşağıda milletimizin liyakatli, becerikli, öğrenmiş, işini yapmaya hazır çocuklarını buyurun sınava alıyoruz. Bu sınav tamamen şeffaf biçimde, uygun kriterlere göre hakim savcı alımı yapılacaktır. Bu alımlarda sözlü sınav ya da mülakat dediğimiz şeyi sözlü sınav şeklinde yapacağız ama mülakat değil şöyle olacak: Sorular akademik olacak, önceden hazırlanacak, kura çekilmek suretiyle aday gelecek, kamera kaydına alınacak yani dava konusu edebilecek sınavda haksızlığa uğrasa; gelecek, kurasını çekecek, kendi sorusunu kendi çekecek, cevap kamera kaydına alınacak. Hangi soruların hangi kriterlerle puanlandırılacağı da önceden belli olmuş olacak. Tamamen objektif ve şeffaf biçimde yapılacak sınavlarla liyakatli yeni meslek mensuplarını göreve kabul edeceğiz.
Düşüncemiz yargıyı arındırıp liyakatli kadroları aldıktan sonra oradan elimizi çekmek, oradan çıkmak... Biz yargıyı kontrol etmek istemiyoruz. Bizim gibi düşünen yargıçlar, savcılar yaratalım istemiyoruz. Bizim istediğimiz şey; Türk milleti adına karar veren tarafsız, bağımsız mahkemeler... Bunu yaratmak istiyoruz.
O yüzden de Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nu lağvedeceğiz. Kurulu lağvedip yerine Adalet Yüksek Kurulu oluşturacağız. 3 daire şeklinde çalışacak. Başkanını kendisi seçecek. Adalet Bakanı, Hakimler Savcılar Kurulu'nda olduğu gibi kurulun başkanı ya da üyesi olmayacak, olmayacak.
Üyelerin çoğunluğu yüksek yargıçlardan, 1. sınıfa ayrılmış yargıçlar tarafından "tek adaya tek oy" şeklinde, yargıçlar kendileri seçecekler bu üyeleri. Kurulun 3 üyesi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu'ndan gelen avukat temsilcileri, 3 üye de hukuk fakültesi öğretim üyelerinden gelen temsilciler olacak. Bu son 3 üyeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi nitelikli çoğunlukla bu üyeler arasından, Üniversiteler Arası Kurul'un gösterdiği adaylar arasından seçecek.
Şimdi diyeceksiniz ki; çoğunluğu yargıç olan bu yapılara neden avukat ve hukukçu öğretim üyesi? Gözlem amacıyla... Yani yargıçları da kendi kendilerine bırakmayıp hani orada da yine dışarıdan gelecek avukatların ve hukukçu öğretim üyelerinin bulunmasının kurulun kendi içindeki dengesi açısından öngörüyoruz. İdari hakim savcılar için, hukuk mahkemeleri hakimleri ve hukuk mahkemeleri savcıları için 3 ayrı bölümde çalışacak bir kurul... Kurulun seçimine katılacakların geldikleri yerlerde en az 2 yıl fiilen çalışmış olmaları, yüksek liyakat sahibi olduklarına işaret edecek kanunla tayin edilmiş kriterlere sahip olmaları, hakimler dışındakilerin de geriye doğru 3 yıl aktif siyaset dışında olmaları gerekecek hakimler ve savcılar için Adalet Yüksek Kurulu'nda.
Bürokrasi, Adalet Bakanlığı bürokrasisiyle AYK ayrılacak. Bakanlık bünyesinden kurul üyeliğine geçiş mümkün olmayacak. Seçimlerinde minimum %30 cinsiyet kotası uygulanacak. Kurul üyeleri 6 yıl için bir defaya mahsus seçecekler. Adalet Bakanlığı gereken hallerde kurulda bulunup konuşabilecek ancak oy kullanamayacak. Kurulun tüm kararları yargı denetimine açık olacak.
Yargıda liyakate dönüş... Sınavlardan söz ettim ama hukuk eğitiminden de burada bir kısacık söz edeyim. Eskişehir’de de 2 tane hukuk fakültesi var sanıyorum. Bir tanesi oldukça eski, köklü bir üniversite tabii... Ama her yerde böyle, 100’ün üzerinde hukuk fakültesi var. Çok sayıda hukuk fakültesi mezunu var. Bunların bir kısmı hakikaten iyi yetişiyor, bir kısmı da fevkalade kötü yetişiyor.
Bu kadar fakülteye bu ülkenin ihtiyacı yok. Bunlar planlama yapılmadan açılmış fakülteler... Hukuk fakültelerine girebilmek için üniversite sınavında ilk 60.000’e girmiş olma koşulu getirilecek. Gerçekten vakıf niteliği taşımayan, yani kazandığı tüm geliri eğitime harcamayan üniversitelerin kontenjanlarının sınırlandırılması, hukuk eğitimini sayısının ülkenin ihtiyaçlarına paralel kontenjanlara inmesi mesleğin saygınlığı, meslek mensuplarının yeterli yaşam kalitesi elde edebilmesi için de gerekiyor. Yani asgari ücretle çalışan avukat çocukların olduğu bir ülke olmamamız gerekiyor. Hukuk eğitiminden başlayarak bu kalitenin artması lazım.
Hakim savcı alımında da bahsettiğim şekilde bu sınav uygulandıktan sonra mesleğe kabulde de yine alınacaklar akademide eğitime alınacaklar. Mesleğe kabul aşamasında da tekrar yine dosya incelemesi yaparak kaliteleri tekrar tespit edilerek atanacaklar. Bu arada adayların da geriye doğru 3 yıl siyasi parti üyesi olmaması gerekecek. Yani hakim savcı olarak atanan kişilerin geriye doğru 3 yıl siyaset, siyasi partilerde faaliyette bulunmamış olmaları koşulunu getiriyoruz.
Bu liyakate dönüşte biraz önce bahsettim, bunlar da farkındalar. Hukuk mesleklerine giriş sınavı koydular. İşte o şekilde bir sürü genci hukuk fakültesinde okuttuktan sonra bu sınavla elemeye çalışıyorlar. Ama biz diyoruz ki; zaten genç nüfusun azaldığı ülkemizde bu kadar üniversiteye, bu kadar plansız kontenjana ihtiyaç yok. Bakıyorsunuz kontenjanı nerede azaltmışlar? İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi... Türkiye’nin en eski, en köklü hukuk fakültelerinin kontenjanını azaltıyor; nerede ne olduğu belli olmayan 2 hoca ile açılmış fakültenin kontenjanını azaltmıyor. Tam tersi olması lazım. Tamam kontenjanları azaltalım da gerçek hukuk eğitimi nerede veriliyor, kim veriyor, kim ne anlatıyor? Bu kadar akademisyen yok. 36 tane anayasa hukuk profesörü var bu ülkede. 100 tane üniversite; kim anlatıyor anayasa hukukunu? Ben biliyorum kimler anlatıyor da yani bunun uygun olmadığını anlatmak için söylüyorum. Bu eğitimi de değiştirmeyi planlıyoruz.
Hakim ve savcıların etkili, hızlı çalışabilmesi için ihtisaslaşma... Şöyle ki; mesleğe başladığı ilk andan itibaren uzman hakim ve savcılar istiyoruz. Yani savcıyı hakimi ayırıyoruz. Savcı olarak mesleğe başlıyor, savcı olarak mesleğe devam ediyor ve savcı olarak kalıyor. Hakimler için de bunu öngörüyoruz. Çalıştığı alanda eğitilerek başlıyor, o alanda uzmanlaşıyor, uzmanlık eğitimi alarak devam ediyor. Yani bir gün ticaret mahkemesinde, bir gün ceza mahkemesinde, bir gün tüketici mahkemesinde değil... Tüketici mahkemesinde tüketici hukuku konusunda uzmanlaşmış bir yargıç oturacak ve hep orada oturacak.
Bunun için ilk andan ihtisaslaşmış yargıçlar, her aşamada ara ara mesleki eğitim verilmesini öngörüyoruz bu liyakat meselesindeki açığı kapatabilmek için. İkincisi de ihtisas mahkemelerini de artırıyoruz. Yani bazı noktalarda yeni ihtisas mahkemeleri... Var olan çocuk mahkemeleri, adalet mah... Şey, aile mahkemeleri gibi mahkemelerin yargıçlarını konuda uzmanlaşmış, bazı yardımcı personelle desteklenen çocuk adaleti konusunda çeşitli sosyal uzmanlarla desteklenen başka türlü yapılara dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Ve işte tıpta örneğin malpraktis davaları, hekimlerin karşılaştıkları meselelerle ilgili ayrı ihtisas mahkemeleri oluşturmayı, adli tıp kişiler için ayrı ihtisas mahkemeleri kurmayı planlıyoruz. Yani mevcut ihtisas mahkemelerinin de sayısı artacak. Hakim ve savcılarımız uzman; baktığı davaların uzmanı haline dönüşecekler.
Hızlı yargı... Yani uzun yargılama süreleri bizim ülkemizin en önemli problemlerinden bir tanesi. Baktığımız zaman en çok dosya yükü icra iflas mahkemelerinde, ikincisi Yargıtay Ceza Dairelerinde, üçüncüsü de Anayasa Mahkemesi önünde... Hemen herkes bireysel başvuru hakkını kullanıyor, temel hak ve hürriyetlerinin de ihlal edildiğini ileri sürüyor."